MEB, söz verdiği üzere...

MEB, söz verdiği üzere henüz müfredatı yayımlamadı.

MEB, söz verdiği üzere okullara 24 Kasım günü öğretmen önlüklerini -pek üzerinde durulmuyor ama- ulaştıramadı.

MEB, söz verdiği üzere başöğretmenlik ve uzman öğretmenlik vaatlerini yerine getiremedi.

MEB'in söz verip de yerine getiremeyişi ya da zamanında yapmaması camia için hem can sıkıcıdır hem de bakanlığa karşı güven boşluğu meydana getirir.

Öğretmenlere de okullara da bir takvim çerçevesinde sorumluluklar yüklendiğini göz önüne alırsak MEB'in bu hali kötü örnektir kanaatindeyim.

Sayın Tekin, lütfen bu konuda daha hassas olunuz. İlgililere ve yetkililere gerekli uyarıları yapacağınıza eminim.

Zira siz onlara göre konuşuyorsunuz, bunu biliyoruz. Günün sonunda tüm paydaşların yüzüne "Bakan" sizsiniz.

Camiaya MEB'in bu halleri olumsuz tesir etmektedir. Bir domino etkisi diyebilirim.

Önce tepenin model olması icap eder.

Sonra aşağıdan o modele uygun hareket etmesi beklenir. Aşağıya karşı söz söylemeye ancak böyle yüzümüz olabilir. İzlenim mühim... İmaj bu biçimde oluşur.

Ciddi bir mesele olduğunu düşünmekteyim söz vermenin ya da sözünde durmanın. Sayın Abbas Güçlü de son yazısında bu noktaya parmak basmış.

Önemli bir değerdir sözünde durmak. Üstat M. Akif gibi...

Her neyse, gelelim gündeme...

 

MEB, beklendiği üzere bir yönetmelik yayımladı.

Bu yönetmelik, MEB'in yönetici atama ve yer değiştirme yönetmeliği...

Birçok kez değiştiğine şahitlik ettik. 2014'teki kıyım, yöneticiliğe büyük zarar verdi. Sonrasında boşluklar oluştu. Eskiler küstü, geri çekildi. Vefasızlık ettik o dönem. Şu anda ise o dönemin okul yöneticilerini, yani eskileri mumla arıyoruz.

Ah ideolojik saikler ah! Şöyle ki:

Yönetmelikte, daha önce yöneticilik yapıp bir nedenle öğretmenliğe dönenlerin ya da döndürülenlerin adeta geri çağrılmasını içeren bir madde söz konusu...

Demek ki MEB okullarda yönetici eksikliği ile karşı karşıya...

Hem de azımsanmayacak boyutlarda...

Bu sebeple birçok ilçe ve il müdürü, yöneticisi olmayan okulların işini üstlenmiş durumda...

Geçen gün bir köy ortaokulunda ne müdürün ne de müdür yardımcısının olmadığını işittim.

Öğretmenlerin vicdani sorumluluk ile derslere girdiklerini öğrendim. Kim kime dum duma olması kaçınılmaz... Risk her daim var.

İlçe milli eğitim müdürünün, okula yönetici bulmak için okulun öğretmenlerine ve başka okulun yöneticilerine yalvardığını duydum. Ne acı... Halbuki bundan 10 ya da 15 yıl önce bu hal yoktu.

Müdürümüzün bu durumu kara kara düşündüğünün tanığı konuştuğum kişi. Ne büyük bir yük aslında. Allah yardımcısı olsun müdürümüzün.

Bilhassa köy okullarında ciddi boyutlarda yönetici sıkıntısı var. Kimseye yöneticilik cazip gelmiyor.

 

Öğretmen yöneticiliği kullanarak şehir merkezine kapağı atacaksa sınava giriyor.

Eğer ki öğretmen yöneticiliği kullanarak şehir merkezine kapağı atacaksa çekiciliği var.

Bunun için de sınava giriyor.

Sınav puanı ve belli aşamalardan sonra şehir merkezine kapağı atıyor. Sonra memnunsa devam yoksa istifa ve merkezde öğretmenlik...

O öğretmenin de kendine göre haklı gerekçeleri söz konusu...

Garipsemiyorum.

Öğretmen olarak yıllarca köy okullarında çalışıyor.

İsteğe ya da mazerete dayalı yerinden kımıldayamıyor. Başka yol kalmıyor ona.

Bu da öğretmeni köy ya da mahrumiyet alanlarına yönetici olarak çekemiyor.

 

Yöneticiliğin ayrı bir sınıf olmaması da diğer açmaz...

Genel idare hizmet sınıfında olsa apayrı olacak. Ve yöneticilik, yerine oturacak. Kafamıza da oturacak tabii.

MEB'in, 2 atama döneminde dolduramadığı yönetici normlarını 3. atama dönemi ile dolduracağını sanarak böyle bir yola girmesi ise boşuna kürek çekmeden başka bir anlam ifade etmez.

Öğretmenler ve idareciler, artık şehir merkezlerindeki doluluktan bıktı.

Yetkisizlikten sıkıldı.

Sorumlulukla yıprandı.

Bu düzende herkes kolaya ve işine gelene kaçar.

İdarecileri ve öğretmenleri her bakımdan bu sıkışmışlıktan kurtarınız.

Yoksa okulların birçoğu yöneticisiz kalacak.

İl ve ilçe müdürleri kara kara düşünecek.

 

Saygılar...