Yeni müfredat taslağı yayımlandı.

Görüşler alınmak üzere kamuoyuyla paylaşıldı.

Herkes eğitim paydaşı olduğuna göre pamuk eller klavyeye...

Herkesin sanal alemde bir lafı olduğuna göre MEB epey görüş toplar diye düşünüyorum.

Öğretmenler, veliler, taşra bürokrasisi, sivil toplum örgütleri, hatta ve hatta belediyeler vs...

Gerçi taşın altına el koymak, sanal klavyeye ellemekten daha zordur lakin burayı geçelim. Kavga çıkmasın diye...

Müfredat çalışmalarında alın teri döken başta akademisyenler olmak üzere diğer ilgili ve yetkililere teşekkür ederiz.

Emeklerine sağlık... Netice olarak zamanlarını verdiler. Biz beklerken onlar çalışıyordu. Bunu da unutmamak lazım. Bol keseden slogan atar gibi havaya konuşacak değiliz. Kafa yorarak ve kafa kafaya vererek çalışmak, boş boş beklemekten zordur. Yiğidi öldürecek olsak da hakkını verelim.

‘‘Müfredat’’ sözcüğüne en güzel bakış açısı eski bakanımız Ziya Selçuk’unki idi.

Ziya Hoca’mız, TV’deki bir mülakatta bu sözcüğün kökenine iniyordu. Derin insandı vesselam.

Sözcüğün fertten geldiğini dile getiriyordu. Büyük bir iştiyakla...

Ferdi baz almayan müfredatın anlamsızlığından dem vuruyordu. Düzenin bir tuğlasını gözünü kırpmadan çekercesine... Dil döke döke...

Ferdin önemsenmesinden bahsediyordu. Ahali şaşarcasına... Şaşılacak olmasa da yılların alışkanlıklarıydı normale şaşırtan...

Ziya Hoca, lüks düşünceleriyle ufkumuzu açıyor ve genişletiyordu. Sahi, ne zaman lüks olmuştu tüm bunlar?

Açık denizlere yol açacak heyecanı ve motivasyonu yarattı kendisi.

Bilhassa öğretmenlerde... Farklılığı, fark yaratan derinliği idi. Sığlıktan beslenmedi ve ilerlemedi hiç. Katiyen popülist değildi. Gelin görün ki konuşunca dinletiyordu herkese kendini.

Tabii ki fert fert müfredat yazılamaz.

Yazılmaya kalkışılsa Allah bilir kaç yılda biter. Yüzyıl mı deseydik :))

Ömrümüz yetmez ya...

Yazılırsa işin içinden çıkılamaz zaten.

Altüst olur her şey.

Gerçi şimdi her şey yerlin yerinde de böyle mi diyoruz acaba? Neyse...

Diyoruz ki müfredat genel bir çerçeve sunar.

Anayasa gibi...

O genel çerçeve üzerinden ferde bakılır.

Elbette o genel çerçeve ferde genel değil, özel bir bakış açısı kazandırmaya imkan ve fırsat sunmalıdır. Ferdi yürütmeli, ilerletmeli, yaratabilmelidir. Ferde öğrenim hayatı değil sadece, mutlu bir iş-aile-sosyal hayat da sunabilmelidir.

En büyük yakınmalarımız, genelleyici yapılandırılan eğitim öğretim ortamlarının zararları üzerine değil mi?

Genelden özel insanlar çıkmaz.

Genelde yolunu bulanlar vardır. Sınavlarla özellikle...

Yolunu arayanlara vakit ve tahammül yoktur.

Bu durumda ifade etmeliyim ki müfredat kısa ve anlaşılır olmalıdır.

Akademisyenlerin bilgilerini öttürdüğü bir çıktı olmamalıydı.

Neredeyse herkesin paydaş olduğu bir ortamda yurttaşa hazırlar gibi müfredat çerçevesi hazırlanmalıydı. Okunsun bir solukta... Anlaşılsın hemen. Kafalara otursun ki sinerji oluşsun. Herkeste bir sorumluluk uyandırsın. Yani kırmızı-sarı-yeşil ışık yakabilsin.

Önümüze düşen taslak metinlerde sayfa çok ve akademik kavramlar bolca... Okunmayacak bile. Anlaşılmayacağı kesin.

Öte yandan söylemeliyim ki müfredat, kısa olursa eğitim paydaşlarına geniş alan kalır.

İnisiyatif ve sorumluluk almaya yönlendirilir paydaşlar böylece.

Bunu sadece öğretmen olarak değil, veli ve sivil toplum olarak da düşünün.

Hatta ve hatta belediyeler...

Eğitim sorumluluğu, bir paydaşa boca edilemez. Yusuf Tekin de defaatle bunu dile getirdi. Gelgelelim müfredat taslakları bu hissi ve düşünceyi uyandırmıyor Sayın Bakan!

Neyse, biz devam edelim.,

Müfredat ayrıntılı, dedik.

Detay, dar alana kıstırır ve ortama ferahlık sağlamaz.

Detay, boğar. Alttan alta kim kime dum dumayı telkin ve teşvik eder.

Anayasalar gibi müfredatların da bir ruhu vardır ve bu ruh ortama sirayet eder.

Detay, müfredat sözcüğünün içindeki ferde değil genele baktırır.

Bu bakışa göre çocuklar anlam, değer ve önem kazanır.

Yani bu anlam, önem ve değer eskisinden farksız olur.

Kazuistik müfredattır anayasa tabiriyle bunun müfredatın adı.

Kazuistik müfredat paydaşlara sorumluluk yüklemez, ferdi iplemez.

Düzeni kollar ve korur. Resmiyeti pompalar her işte, gönüllülük devre dışı...

Doğal gönüllülük eğitim ortamlarında nefes almalı bence. İhtiyaç, ihtiyaç, ihtiyaç...

Ütopya mı, distopya mı istediğimiz?

Müfredat sade, basit ve anlaşılır olsun diye diye dilimizde tüy bitti.

Ne yazık ki olmadı.

Yine herkes birbirinin üstüne yükleyecek sorumluluğu.

Yine fert es geçilecek.

Yine siyasi çekişmelerin gölgesinde tartışılacak.

Yine veliler için anlaşılmaz olacak.

Yine yeni olduğu için ortama mekanın sahibi edasıyla doludizgin ve dolu dolu girmeye çalışacak.

Yine cilalanacak.

Yine klasik cümlelerle göklere çıkarılıp yerin dibine sokulacak.

Yine günün sonunda akıbet akamet olacak.

Fakat kimse ne olup bittiğini hissetmeyecek.

Yüz ifadesi ele vermiyorsa acı çekenin acısı hissedilmezmiş.

Bizler de eğitim sahasındaki acıyı bence hissetmiyoruz.

Ve eğitim, prosedür müdahalelerle yol alır diyorsanız bence deneyimle sabittir ki yanılıyorsunuz. Hem de büyük...

Herkes işine baksın.

İş işten geçmeden...

Öğretmen, veli, sivil toplum ve belediyeler, müfredatın bu söylediğimiz yanlarına takılmayın.

Şikayet atalettir.

Atalet ise ölü toprağı serper üzerimize.

Ölüyü kaldıramayacağınıza göre paydaşları da yerlerinden kaldırıp sorumluluk yükleyemezsiniz.

Oraya kral müfredat getirin, fayda etmez...

Not: Sayın Tekin, okulda öğrencisi tarafından bacağından bıçaklanan ve yine okulda bir veli tarafından yumruklanan öğretmenleri hissederek bu olayların sebeplerine de bir el atınız...

Saygılar...

 

Sitemizde köşe yazarı olarak yazı yazan tüm yazarlarımız yazdıkları yazı ve görüşlerden tamamıyla kendisi sorumludur. Köşe yazarlarının yazılarından dolayı hiçbir şekilde yasal sorumluluk kabul etmemektedir.