Öğretmenlerimiz, bilhassa içinde bulunduğumuz süreçte birçok dert ve sıkıntı ile baş etme mücadelesi vermektedir. Hatta enflasyona bağlı dertler ve sıkıntılar ile baş başa kalmışlardır da diyebiliriz. Yapayalnızlık yağında kavruluyorlar. İnim inim inliyorlar. Bu gerçekliği abartısız anlattık, olmadı. Artık abartma ile öğretmenlerin hallerini terennüm etmekten başka seçenek kalmadı. Bunu aylardır dile getirmemize rağmen yetkili ve ana muhalefet sendikalar kulaklarının üzerine yatarak bizleri dinliyorlar. Türk Eğitim-Sen tarafı, 1 Ekim gününü bekleyin çağrısında bulunmuştu. Bu nedenle eylemlerinin ertelendiği çıkarımı eğitim camiasında geniş yankı uyandırdı. Gelin görün ki 1 Ekim günü gelip çattı. Lakin ortada Türk Eğitim Sen Genel Başkanı'nın sosyal medya hesabı üzerinden daha evvelki açıklamalarına benzer bir paylaşımda bulunduğunu görüyoruz. Şimdi dağ fare mi doğurdu diyelim?

1 Ekim çağrısından sonra birçok öğretmen, sınavın iptal olacağına ilişkin beklenti içine girmiş ve bu zamana değin sınava doğru dürüst hazırlanmamıştı. Efendiler, "ya çözülecek ya çözülecek" sloganları atmaktan ve tarih beklentileri oluşturmaktan başka hakiki eylemlerde bulunularak bu işin çözüme kavuşması icap etmez mi? Bu arkadaşlara tavsiyem şu yöndedir: Lütfen olacak sınava olmayacak diyerek gönlü temiz öğretmenlerimize "Amin" dedirtmeyin. Öğretmenlerin de duyguları var. Öğretmenler de işinde gücünde insanlar. Moralleri bozulunca bu durum verimliliğe ve motivasyona olumsuz cihette yansıyor. Onlarla oyun oynamayı bırakınız ve buradan prim yapmak için öğretmenlerle dalga geçmeyiniz. İnandırıcılığınızı kaybettiğiniz gibi kendi üyelerinizle kurduğunuz güven ilişkisi dahi bozuluyor.

Öte yandan Bakan Mahmut Özer de son dönemdeki çıkışlarıyla öğretmenlerin uzman öğretmenlik ve başöğretmenlik sınavları için itirazlarını sosyal medyadaki fırtına olarak telakki ediyor. Sosyal medyadaki itiraz ya da isyan dalgasına Allah'tan gulu gulu dansı demedi Sayın Bakan. Yalnız bu diliyle öğretmenleri bir kaşık suda boğacak kişilere koz veriyor. Sayın Bakan, öğretmenlerin dert yandığı ve dil döktüğü zamanlarda öğretmenlerimiz bir de öğretmen aleyhinde kullanılan bu kozların yol açtığı sözlerin bertarafı için dil döküyor ve zaman harcayarak enerjilerini tüketiyor.

Ne yazık ki Sayın Özer öğretmenlerin sınava olan rağbetini yanlış yorumluyor, bilmelidir ki toplu sözleşme masalarında istendik oranda yükseltilmeyen öğretmen maaşlarının az da olsa unvan değişikliğiyle yükseltilmesi için öğretmenlerimiz sınavlara bu kadar ilgi ve alaka gösteriyorlar. Yoksa inanınız kimsenin umurunda olmaz. Zira önlerine konan sınav ve hazırlık süreci onurlarına dokunuyor. Eğer ki önlerine onların değer gördüğü ve önemsendiği bir geliştirme süreci konmuş olsa kesinlikle ama kesinlikle bir karşı duruş görmeyecektiniz. Şöyle düşününüz bir süreç var ve iliklerinize kadar değerli ya da önemli olduğunuzu hissediyorsunuz. Kimsenin sesi çıkmayacağının garantisini verebilirim. Sayın Bakan, öğretmen öğrenci gibi muamele görerek bir sınava girerse o öğretmenin o süreç onuruna ve gururuna dokunur. Mesleki itibarı yara alır. Ve öğretmenlerin maaşlarıyla alay edilircesine uzmanlık/başöğretmenlik sınavları için "öğretmen bursluluk sınavı" nitelemesine maruz kalınır. Değer mi bunlara? Yazık, yazık, yazık...

Bu bakımdan sınava hazırlık sürecine dair içerik revizyonu açıklamanızı da yerinde ve nokta atış bir saptama olarak mütalaa ediyorum. Öğretmenlerimizin yararına olacağına inanıyorsak neden karşı çıkalım? Biz, laf olsun ya da zorlayıcı veyahut dikte eder şekildeki onur kırıcı uygulamaların karşısındayız.

İnanılmaz boyutlarda daralmışlığı ve sıkışmışlığı iliklerine kadar hisseden öğretmenleri artık anlayınız.

İşte tam da bu noktada diyebilirim ki öğretmenleri hissedecek ve anlayacak alanlar boşalmış durumda. Öğretmenler sığınacak bir dal, uzatabilecekleri güvenli bir el arıyorlar. Öğretmenler, kendilerine arka çıkacak ve zor zamanlarında yanlarında olacak kişilere ve sivil toplum örgütlenmelerine ihtiyaç duyuyor. Biliyorsunuz ki hayat boşluk kabul etmez. Varsa bir boşluk anında onu doldurmak için birileri muhakkak devreye girecektir.

Yadsıyamayacağımız bu boşluğu "1 Ekim Büyük Yürüyüşü" ile Eğitim İş doldurmaya aday olduğunu gözler önüne sermiştir. Yetkili sendika kılını kıpırdatmazken "bu bir görev" edasıyla meydanlara çıktılar. Yani meydanlarda boy gösteriyorlar. Öğretmenler, unutmaz. Herkes kimin ne yaptığını not alıyor.

Öğretmenler de onları sırtından atıp hiçbir sendikayı sırtını almazsa ve sırtına binmeye çalışanlara da müsaade etmezse gelecek yıllar daha iyi olabilir. Çünkü sendika dediğin öğretmen sırtını kendisine basamak yapmaz. Öğretmen ile el ele vererek dayanışma gösterir. Yoksa biri iner diğeri biner. Ve inanınız, siyasilere ve ideolojilere minnet mesafesi olmayan her sendikada bu potansiyel var. Sendikacılık siyasete minnetsiz ve vefasız yapılmalıdır. Nokta! Böyle olmazsa siyaset her sendikayı dipsiz kuyu gibi içine çeker ve yutar. O saatten sonra da sendika işlevsiz ve anlamsız olur. Halihazırda görüldüğü gibi...

Tabii sendika oligarşisi için siyaset epey iş ve cep görür. En azından emekli vekil olursun.

 

Saygılarımla...
 

Sitemizde köşe yazarı olarak yazı yazan tüm yazarlarımız yazdıkları yazı ve görüşlerden tamamıyla kendisi sorumludur. Köşe yazarlarının yazılarından dolayı hiçbir şekilde yasal sorumluluk kabul etmemektedir.