Ülkemizde son günlerde art arda meydana gelen olaylar üzücü olduğu kadar düşündürücüdür.

Bilhassa MEB camiası bunun üzerinde kafa yormalıdır. Yalnızca üzülmekle işimiz ya da vazifemiz bitmiyor. İnsanız, hisleniyoruz. Lakin hissetmek, düşünmeyi de gerekli kılmalıdır. His düşünce ile dolsun ki hassasiyetlerimiz, taşın altına ellerimizi ve gövdemizi koymaya yönlendirsin bizleri. Öyle değil mi?

Önce Ramazan Hoca ismiyle nam salmış bir yurttaşımızın öldürülmesi...

Akabinde de İzmir’de bir taksici abimizin hunharca katledilişi...

Peşe peşe gelen bu olaylar, bazı insanların hakikaten insan olmadıklarını ortaya koyuyor.

İnsan olmayanların, şeytan uşakları olduğunu göz ardı etmeyelim.

İfade ettiğimiz üzere bu eylemleri gerçekleştirenler insan olamaz. İnsanlıktan da nasiplerini almamış yaratıklar ve zavallı mendeburlar... Melun varlıklar...

Önümüze çıkan bu tip hadiseler, kahrolduğumuz bu tür fiiller, lanet okuduğumuz cani ruhlu müsveddeler... İşte tüm bunları bir araya getirdiğimizde MEB’in sorumluluğu gün yüzüne çıkıyor. Ve bu kocaman sorumluluk, bir ülkü olmalıdır. MEB, kendisine dava edinecekse bunu dava edinmelidir. Çünkü insanlar ölüyor. Sıradan ve güzel insanlar...

Böyle bir yükümlülüğü, MEB tepeden tırnağa sahiplenmek mecburiyetindedir. Bu sahipleniş; prosedürden, kağıt kürek işlerinden öte bir meseledir. Tamamıyla kalbi ve zihinsel... -mış gibi değil, külliyen hakiki pratikle tamama erer. Yoksa noksan kalır, işe yaramaz. Ve sokaklar, caddeler, toplu ulaşım araçları, parklar bahçeler, hatta ve hatta evimizin önleri kamu güvenliğini tehdit eden olaylarla bizleri yüz yüze getirebilir. Bu baş başa kalışın pişmanlığı için zamanımız da kalmayabilir. Bazen tanık bazen de mağdur durumunda kendimizi bulabiliriz.

Lütfen kulak veriniz, iyi insanların yaşam hakkı risk altındadır. Toplumsal normlarla yaşayan insanlar, bunalımın eşiğindedir. En önemlisi de bu insanlar kendi kabuklarından başka yaşam alanlarında rahat ve güvende değillerdir. Toplumdan elini eteğini çekmiş, inzivayı yeğlemiş olan bu insanlar sosyal hayatın dinamosu olmazsa sosyal hayat kötülerin hakimiyeti ve manipülasyonu altında tehlikeler barındırır. Toplum çözülür ve dağılır. Kim kime dum duma, Allah korusun, neticesi hortlar.

Düşünün ki anayasada temel haklarımız arasında yerini alan yaşam hakkımız bile ne idüğü belirsiz kimselerce çok rahat elimizden alınabiliyor. Ne idüğü belirsiz kimselerin ise bir boşluğun eseri olduğu aşikardır. Yolunu, yerini, anlamını bulamamışlar gün gelir boşluktan boşluğa savrulur, gemileri yakan ve hayattan beklentisi olmayan mermilere dönüşür. Can alır. Meydanı bu gibilere bırakacak mıyız? Hayır, o zaman devlet tüm kurumlarıyla bu gibilerin nefes alamayacağı bir sosyal hayatı dizayn etmelidir. MEB de çocuklarımızın yerini, anlamını bulduran, onları boşluğa düşürmeyen bireysel yol haritaları ile eğitim sahasını yeniden yapılandırmalıdır.

Bizi bulmaz, diye bir kanaatiniz olmasın. Her Türk vatandaşı bir gün gelir bu olayların içinde kendini buluverir. Onun içindir ki iyiyi teşvik, kötüyü tasfiye hayat felsefemiz olmalı. Kötü ve kötülük, toplumda filizlenmemeli, nefes dahi alamamalı.

Bundan dolayıdır ki herkes, başta MEB olmak üzere üzerine düşen görev ya da vazife ne ise bunun icabını yerine getirme derdi ve kaygısı içinde bulunmalıdır.

Şöyle ki;

MEB, yeni çıkacak müfredatının merkezine iyi insan yetiştirmeyi koydu.

İyi insan yetiştirme, aslında yukarıdaki neticelerin hasıl olmaması için önemli bir gaye... Yabana atılamaz, burun kıvrılamaz. Tabii sınavı merkeze alan bir sistemle paralel yürümesi imkansız... Ayrıca belirtme ihtiyacı duyuyorum bunu.

İyi insan yetiştirmeyi merkezine alan bir yapılandırma ve şekillendirme ile tüm paydaşların buna sahip çıkması malum hedefi taçlandırdığı gibi yükümlülüklerin üstlenilmesi yolunu da açar.

Bakınız, bir insan namaz esnasında arkasından bıçaklanıyor.

Biz su içene yılan dokunmaz diyerek büyüdük. Büyüklerimizin bu sözünü önemsedik ve ciddiye aldık.

Nasıl oldu da bırakın suyu, bir insan ibadet sırasında katledilebiliyor? Demek ki değerleri önemseyiş ve ciddiye alış kaybolmuş.

Kilisede ibadet sürerken bir insanımızın öldürülmesi de bu bağlamda değerlendirilebilir. Yine arkadan geliyorlar. Arkadan ateş ederek insanımızı katlediyorlar.

Dini değerlere saygı kalmamış, arkadan gelerek insanları sırtlarından hançerleme ya da vurma güven sarsıcı olduğu kadar toplumsal paranoyayı da tetiklemez mi?  Taksici abinin öldürülme şekli de insanın tüylerini diken diken ettiği gibi insanda her daim arkamızı kollayarak yaşamamız gerektiği hissini doğurmuyor mu? Sizce bu yaşam herkes için psikolojik yük değil mi?

Toplumsal güven duygusu, sosyal hayat açısından çok mühimdir. İnsanlar iyi olurlarsa ve birbirlerinden eminseler bu duygu oluşur. Yoksa sittinsene uğraşsanız faydasız...

Güven ve emin olma duygusunun oluşması için neler yapılabileceği üzerinde MEB camiasının durması icap etmez mi? Burada öne çıkması ve kolları sıvaması beklenen değil mi?

Taksici abinin insanlık namına soğukta üşümesin diye taksisine aldığı bir caninin, planlayıp tasarlayarak işlediği cinayet sarsmadı mı insanları? Akabinde o caninin, yaralı vaziyetteki taksici abinin yanına varıp bazı insanlara güvenmeyeceksin sözlerini kulağına fısıldaması ve kendine güven duya duya sakince taksiciyi gasp etmesi, bunları nasıl değerlendiriyoruz acaba?

Bakınız, toplumda inanılmaz seviyelere gelen bir değer çekilmesi söz konusu...  Değerleri minimize olan ya da hiç olmayan bir toplumun içinde cani ruhlular at koşturur. İyilik yerini kötülüğe bırakır. Olan iyi insanlara olur. İyi insanları koruyacak, düşünecek ve bu bağlamda sorumluluk duygusuyla topyekun adımlar atacak olan devlet teşkilatıdır. Ve en başta da MEB gelir. Çünkü herkes MEB tedrisatından geçer. O tedrisatı görmeyen yoktur. Artık vakit kaybedemeyiz. Ciddiye almalı ve önemsemeliyiz.

Çocuklarımıza saygıyı, doğruluğu, ahlakı, dürüstlüğü, 1 insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmüş gibi olunabileceğini toplumsal yaşamdan ve büyüklerden kopuk olmadan, onlarla uyumlu bir biçimde çelişkisiz ve yaşam örnekleriyle birlikte pratik bağlamda öğretmeden iyi insan yetiştiremeyiz.

Düz yolda insanların birbirini öldürdüğü ve bunun da normalleştiği bir ortama mahkum düşeriz.

SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ...

İYİ İNSAN YETİŞTİRMEYE BAŞLAYALIM O ZAMAN...

Saygılarımla...

Yusuf Yahya