Her yıl haziran ayında Türkiye aynı tanıdık manzarayı izliyor: Sınav yapılan okulların kapısında gözyaşları içinde yalvaran öğrenciler, arkasından koşulan polis otoları, son saniyede kapanan demir kapılar ve kaçan bir yıllık emek... YKS’ye geç kalanların dramı, her defasında sadece "trafik yoğunluğu" ya da "şanssızlık" manşetleriyle geçiştiriliyor.
Oysa Resme biraz daha yakından baktığımızda karşımıza çıkan tablo çok daha derin: Bu bir trafik sorunu değil, çocuğun yetiştirilmesinden kaynaklı bir durumdur.
Kapıda kalan sadece öğrenciler değil; sınır koyamayan aile yapımız ve tek bir sınava sıkışmış eğitim sistemimizdir.
Ben görmedim, çocuğum görsün
Uzmanlar her yıl bas bas bağırıyor, ancak ıskaladığımız temel bir nokta var: Türkiye’de çocuk yetiştirme tarzı ciddi bir kabuk değişiminden geçiyor.
Özellikle kentli ve orta-üst sınıf ailelerde, "Ben görmedim, çocuğum görsün", "Ben yaşamadım, çocuğum yaşasın" kompleksiyle büyütülen bir nesil var.
Her isteği anında yerine getirilen, hayatın hiçbir zorluğuyla yüzleştirilmeyen, sınır çizilmeyen çocuklar, doğal olarak sorumluluk bilinci geliştiremiyor.
Evde odasını toplamayan, sabah uyanma sorumluluğunu bile anne-babasına devreden bir gencin; hayatının en kritik sabahında zamanı yönetmesini, kimliğini unutmamasını ya da sınav kurallarına uyum sağlamasını beklemek ne kadar gerçekçi?
Sınırsız bir konfor alanında, kuralsızca büyüyen çocuk, hayatın gerçek sınırlarıyla ilk kez sınav kapısında karşılaşıyor. Ve maalesef o kapı, evdeki kapılar gibi rica minnetle açılmıyor.
Sorumluluk bilinci geliştiremediği için....
Türkiye’de başarı, ne yazık ki YKS gibi merkezi bir sınavın sonuçlarına indirgenmiş durumda. Bu sınav odaklı sistem, aileleri de zehirliyor.
Pek çok ebeveyn, çocuğunun başarısını kendi sosyal statüsünün bir göstergesi, bir "başarı vitrini" olarak görüyor.
Bu durum çocuk üzerinde iki uçlu bir yıkım yaratıyor:
Bir yanda aşırı baskının getirdiği kaygı, aşırı düşünme ve felç edici sınav stresi, Diğer yanda ise geleceğe dair umutsuzluk, "Okusam ne olacak?" pesimizmi ve sınavın anlamını bilinçaltında küçümseyerek sabote etme (geç kalma) davranışı.
Çocuk hem o ağır baskının altında eziliyor hem de gerçekçi bir sorumluluk bilinci geliştiremediği için en kritik anda havlu atıyor.
Aileler Ne Yapmalı?
Çocuklarımızı "her şey serbest" anlayışıyla, pamuklara sararak büyütemeyiz.
Özgürlük ile sorumluluk arasındaki o hassas dengeyi kurmak zorundayız. Onlara sınır koymak, sevgisizlik değil; onları hayata hazırlamaktır. Başarıyı sadece sınav sonuçlarına indirgemeyi bırakmalı, onlara her şeyden önce birer "birey" olma sorumluluğunu vermeliyiz.
Okullar Ne Yapmalı?
Sınavlar, bir çocukları ve gençlerin hayatındaki tek ve mutlak ölçüt olmaktan çıkarılmalıdır.
Sistem; analitik düşünmeyi, problem çözme yeteneğini ve sosyal becerileri de ödüllendiren, süreç odaklı bir yapıya evrilmek zorundadır.
Özetlersek, YKS’ye geç kalma sorunu, teknik bir aksaklık ya da basit bir unutkanlık değildir. O kapıların önünde biriken gecikmeler; sınır koyamayan ebeveynliğin, çocukları kendi egolarının vitrini yapan ailelerin ve gençleri tek bir sınava mahkûm eden sistemin faturasıdır.
Çocuklarımıza kimliklerini unutmamayı öğretmenin yolu, hayatın sorumluluğunu erken yaşta kendi ellerine teslim etmekten geçer. Aksi takdirde, hayatın kapıları yüzlerine kapanmaya devam edecektir.
Alpay CAVLAK
Eğitimci Yazar / Şair