Eğitimde Bitmeyen Mesai - Eğitimci Yazar Alpay Cavlak yazdı

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyaya düşen o video, sadece Ankara’da bir lisenin dört duvarı arasında yaşanmış talihsiz bir olay değil; Türkiye’nin eğitimden ekonomiye, toplumsal saygıdan kuşak çatışmasına kadar uzanan devasa bir krizinin kısa filmidir. 

Ak saçlı, beyaz önlüklü, ömrünü kürsü başında tüketmiş yaşlı bir öğretmen ve onunla "dedem" diyerek dalga geçen, fiziksel sınırları aşarak saçından makas alan öğrenciler... 

Bu görüntüler, bir öğretmenin otoritesinin sarsılmasından çok daha fazlasını anlatıyor: Bir devrin, bir mesleğin ve en acısı da "insanlık onurunun" can çekiştiğini.

 

Bitmeyen Mesai

Sormamız gereken ilk soru şu: 60-65 yaşındaki bir eğitimci, neden hâlâ o sınıfta?

Cevabı hepimiz biliyoruz ama telaffuz etmekten kaçınıyoruz: Geçim kaygısı. 

Bugün emekli maaşlarının yetersizliği, ömrünü eğitime adamış çınarları dinlenmek yerine, artık fiziksel ve zihinsel olarak yetişemedikleri bir kaosun içine hapsediyor. 

Hak ettiği huzurlu emekliliği yaşayamayan öğretmen, sadece sağlığını değil, o sınıfın üzerindeki değerini de ışık hızıyla kaybediyor.

 

Z ve Alfa Arasında Sıkışan Çınarlar

Eğitim dinamik bir süreçtir; sürekli yenilenen bir dil, bitmeyen bir enerji ister. 15 yaşındaki bir gencin hızıyla, 60 yaşından sonra bir bedenin biyolojik ritmi arasındaki o uçurum açıldıkça, sınıf yönetimi yerini kaosa bırakıyor. 

Öğretmen, öğrencisinin dünyasına yabancılaştıkça otorite sarsılıyor; otorite sarsıldıkça da ciddiyet kayboluyor. 

Sonuç? Videoda izlediğimiz o iç sızlatan "şaka" görünümlü zorbalıklar...

 

Terbiye mi, Müfredat mı?

Burada asıl büyük gedik, ne yazık ki ailede verilmeyen eğitimde açılıyor. Bir büyüğe, bir eğitimciye karşı sergilenen bu cüretkar tavır, sadece bir disiplin suçu değildir; bu, empati yeteneğinin iflasıdır. 

Öğrencilerin test başarısını ödüllendirirken, matematik formüllerini ezberletirken, bir insanın onuruna saygı duyulması gerektiğini öğretemediğimiz her an, o beyaz önlüğe bir leke daha sürülüyor.

 

Kim Mağdur?

Bu tabloda tek bir suçlu aramak haksızlık olur. 

Öğretmen mağdur çünkü onuru zedelenmiş, huzuru çalınmış. Öğrenci mağdur çünkü kendisine rehberlik edebilecek, dinamik ve kendisiyle aynı dili konuşan bir eğitim sisteminden mahrum.

 

Sonuç Yerine...

Bu yarayı sarmak için sadece kınamak yetmez. 

Öğretmenlerin emeklilik şartlarının iyileştirilmesi artık bir lütuf değil, eğitimin kalitesi için bir zorunluluktur. 

Okullarımız ise sadece sınav merkezi olmaktan çıkıp, "insani değerlerin" yeniden inşa edildiği yuvalar haline gelmelidir.

Aksi takdirde, biz daha çok öğretmenin çaresizliğini, daha çok öğrencinin nezaketten uzaklaştığını izlemeye devam ederiz.