
Son yıllarda eğitimde en çok kullanılan kelimelerden biri “özgürlük”. Özgür çocuk, özgür birey, özgür eğitim…
Kulağa hoş geliyor. Ancak şu soruyu sormadan geçiyoruz: Özgürlük ne zaman başıboşluğa dönüştü?
Özgürlük, sınırsızlık değildir. Özgürlük, sınırları bilerek hareket edebilme olgunluğudur. Oysa bugün okullarda sınır koymak neredeyse suç sayılıyor.
Öğrenciye “hayır” demek, kural hatırlatmak, davranışın yanlış olduğunu söylemek; otoriterlik, baskıcılık, çağ dışılık olarak yaftalanıyor. Sonuçta özgür birey değil, sınır tanımayan bir nesil yetişiyor.
Modern eğitim anlayışı, çocuğu merkeze alalım derken öğretmeni ve kuralı sistemin dışına itti.
Çocuk her istediğini söyleyebiliyor, her istediğini yapabiliyor; ama yaptığı davranışın bir karşılığı olmuyor. İşte sorun tam da burada başlıyor. Çünkü karşılığı olmayan davranış, alışkanlığa dönüşür. Alışkanlık ise karakteri şekillendirir.
Okulda “özgür” büyüyen ama sorumlulukla hiç tanışmayan çocuk, hayata adım attığında sert bir duvara çarpar. İş yerinde, toplumda, sokakta kimse ona sınırsız özgürlük tanımaz.
Ve o çocuk, ilk engelde ya öfkelenir ya da dağılır. Bugün gençler arasında artan tahammülsüzlük, sabırsızlık ve otoriteyle çatışma hâlinin temelinde bu yanlış özgürlük anlayışı yatmaktadır.
Gerçek özgürlük; kurallarla birlikte var olur. Disiplin, özgürlüğün düşmanı değil; onun güvencesidir. Kuralsız bir ortamda güçlü olan kazanır, zayıf olan ezilir. Oysa disiplinli bir eğitim ortamında herkes kendini güvende hisseder.
Çocuğa verilecek en büyük özgürlük, ona sınır çizmeyi öğretmektir. Çünkü sınırlarını bilen insan, başkasının sınırına da saygı duyar. İşte bu, toplumsal huzurun temelidir.
Eğitimde özgürlük kavramını yeniden düşünmek zorundayız.
Başıboşluk özgürlük değildir.
Disiplin baskı değildir.
Sınır ise düşman değil, rehberdir.