"Öğretmenleri ders yapmak yormuyor.
Öğretmenleri sorumsuz öğrenci,
anlayışsız veli,
liyakatsiz yönetici ve
öğretmenliğin gittikçe değersiz hale
gelmesi yoruyor."

Öğretmenleri ders yapmak yormuyor...
Öğretmenleri; dersin içinde çırpınırken ilgisiz bir bakış, emek verirken duyulan bir sessizlik, yıllarını adadığı mesleğin her geçen gün biraz daha değersizleşmesi yoruyor.
Sınıfta çocuğun derdine derman olmaya çalışırken “not neden düşük?” diyen veli,
okulda emeğiyle değil, sessizliğiyle ölçülen öğretmen, yöneticilik makamını adalet değil, güç olarak gören zihniyet...
İşte asıl yorgunluk burada başlıyor.
Öğretmen, sadece bilgi aktaran biri değildir.
Bir çocuğun iç dünyasına dokunan, bazen bir kelimeyle hayatın yönünü değiştiren kişidir.
Ama o da insandır; takdir görmek, anlaşılmak, değer verilmek ister.
Ne yazık ki son yıllarda eğitimdeki en büyük kayıp, bilgi değil, saygıdır.
Sorumsuz öğrenci, anlayışsız veli, liyakatsiz yönetici…
Bu üçlü çemberin içinde öğretmen, sessizce tükeniyor.
Kâğıt üzerinde “eğitim ordusunun neferi”, ama sahada çoğu zaman yalnız bir yürek.
Ne alkış bekliyor, ne madalya; sadece emeğinin kutsallığının hatırlanmasını istiyor.
Artık şu gerçeği görmemiz gerekiyor:
Bir ülkenin geleceği, öğretmeninin moralinde gizlidir.
Eğer bir öğretmen, “Benim sözümün değeri kalmadı.” diyorsa, yarının çocuklarının da sözünün ağırlığı kalmayacaktır.
Bu yüzden öğretmeni yormayalım; çünkü o yorulursa, bir toplumun vicdanı susar.
Ve susan vicdan, en karanlık sınıftır.