
Öğrenciler saatlerce 15–30 saniyelik içeriklerin içinde vakit geçiriyor.
Akış hızlı, görüntüler cazip, dikkat sürekli başka bir şeye çekiliyor.
Bu hızın içinde düşünmeye, durmaya, anlamaya pek yer kalmıyor.
Zamanla sabır azalıyor.
Bir metni baştan sona takip etmek zor geliyor.
Bir öğretmeni dikkatle dinlemek, bir konuyu derinlemesine kavramak zorlaşıyor.
Çünkü zihin, kısa ve hızlı uyarılara alıştıkça uzun anlatılara karşı direncini kaybediyor.
Dinleme artık sadece “duymak”a dönüşüyor.
Oysa anlamak; sabır, dikkat ve zihinsel emek ister.
Bu üçü zayıfladığında, bilgi yüzeyde kalıyor.
Öğrenci duyuyor ama kavrayamıyor, izliyor ama derinleşemiyor.
Bu durum sadece bir alışkanlık değil, bir dönüşümdür.
Düşünme biçimini değiştiren, öğrenmeyi yüzeyselleştiren bir süreçtir.
Ve en tehlikelisi de budur: İnsan fark etmeden derinliğini kaybeder.
Tehlike büyük…
Çünkü mesele sadece dikkat dağınıklığı değil; anlama, yorumlama ve düşünme becerisinin yavaş yavaş körelmesidir.
Bu yüzden belki de yeniden hatırlamamız gerekiyor:
Anlamak için yavaşlamak, öğrenmek için odaklanmak gerekir.