Eğitim yalnızca bilgi aktarmak değildir.
Eğitim, bir nesli koruma ve geleceği emanet alma meselesidir.
Sınıfta karşımızda duran her öğrenci, sadece bireysel bir hayatın değil; Türk milletinin yarınlarının taşıyıcısıdır.
Bu yüzden hiçbir öğrenci “harcanabilir” değildir.
Hiçbir çocuk, sistemin aksaklıklarına, ilgisizliğe, öfkeye, aceleci kararlara feda edilemez.
Çünkü bir tek öğrencinin bile kaybı, bu milletin geleceğinden eksilen bir değerdir.
Öğretmen, tahtanın önünde dururken şunu bilmelidir:
Karşısındaki çocuk, sadece ders dinleyen biri değil;
Yarının annesi, babası, işçisi, öğretmeni, yöneticisi, askeri, mühendisi, vicdanıdır.
Ve öğretmenlik, bu bilinçle yapılmadığında eksik kalır.
Kalpten öğretmek tam da burada anlam kazanır.
Öğrenciyi nottan, başarı listesinden, etiketlerden ibaret görmemek…
Onu bir milletin emaneti olarak görmek demektir.
Zayıf olanı gözden çıkarmamak, zor olanı vazgeçilmez saymaktır.
Bu şuur, sadece öğretmende değil, öğrencide de oluşmalıdır.
Öğrenci bilmelidir ki:
– Kendisi yalnızca kendi hayatından sorumlu değildir,
– Davranışları, ahlakı ve duruşu bir geleceği temsil eder,
– Taşıdığı kimlik, sadece bir isim değil, bir milletin mirasıdır.
Eğitimde asıl hedef;
Çok bilen bireyler değil,
Milletini tanıyan, sorumluluk hisseden, fedakârlığın kıymetini bilen nesiller yetiştirmektir.
Çünkü bu ülkenin geleceği, sınıflardadır.
Ve o geleceği korumak, hiçbir şartta, hiçbir gerekçeyle, bir tek öğrenciyi bile feda etmemeyi gerektirir.
“Her öğrenci, Türk milletinin geleceğidir; hiçbir çocuk vazgeçilebilir değildir.”