
İnsan, yaptığı işle birlikte bir anlam da taşır. Hekim şifayı, hâkim adaleti, yönetici hakkaniyeti temsil eder. Davranışlarımız bu nedenle kendimizle sınırlı kalmaz; mesleğimize duyulan güveni, kurumumuza ilişkin kanaati ve başkalarının hayata bakışını da etkiler.
Görevimizi mesai saatlerinde yaparız; temsil ettiğimiz değerlere etkimiz mesai dışında da sürer.
Bir konumun sağladığı saygınlık, beraberinde sorumluluk getirir. İnsanların bize güvenmesini bekliyorsak, o güveni taşıyacak bir tutarlılık göstermemiz gerekir. Unvanımızın ağırlığı, günlük davranışlarımızda karşılık bulmalıdır.
Basit bir örnek düşünelim: Çocuğuna sıraya girmeyi öğütleyen bir baba, kendisi başkasının önüne geçerse çocuk ne öğrenir? Sıraya girmenin önemini mi, fırsat bulunca kuralların çiğnenebileceğini mi?
Adaletten söz ederken kayırmacılık yaptığımızda, dürüstlüğü savunurken çıkarımız için gerçeği eğip büktüğümüzde, saygı beklerken başkasını aşağıladığımızda sözümüzün inandırıcılığını kaybederiz. Bizi izleyenlere, savunduğumuz değerlerin gerektiğinde vazgeçilebilir olduğunu da öğretiriz.
Sözümüzle davranışımız arasındaki çelişkinin bedelini, bize duyulan güven öder.
Beyaz bir gömlekte küçük bir leke bile kolayca fark edilir. Toplumun güven yüklediği görevlerde de davranışlarımız daha görünürdür. Bu görünürlüğün gerektirdiği özen, başkalarının gözünde kusursuz görünme çabasından değil, bize emanet edilen güvene layık olma sorumluluğundan doğmalıdır.
Özel hayatın özgürlüğüne ve mahremiyetine saygı esastır. Her insan dinlenir, eğlenir, kendini ifade eder. Bununla birlikte, kişisel telefonlarımızdan ve sosyal medya hesaplarımızdan yaptığımız paylaşımlar başkalarına ulaşıyorsa etkilerini de düşünmeliyiz. Hesabın bize ait olması, paylaşımın yalnızca bizi etkilediği anlamına gelmez.
Bir kişinin hatasını bütün mesleğe yüklemek haksızlıktır. Yine de bir davranışın, meslektaşlarımızın yıllardır emekle kurduğu güveni zedeleyebildiğini bilmeliyiz. İtibar, pek çok insanın emeğiyle oluşur; onu korumakta hepimizin payı vardır.
Hele bir öğretmensek, daha dikkatli olmak zorundayız.
Öğrenci, öğretmeninin davranışlarında kendisine öğretilen değerlerin hayatta bir karşılığı olup olmadığını görür. Adaleti anlatan öğretmeninde adaletsizlik gördüğünde, öğretmenine duyduğu güvenle birlikte adil olmanın değerini de sorgulayabilir. Nezaketi öğreten birinin aşağılayıcı paylaşımı, çocuğun zihninde uzun bir dersten daha güçlü bir iz bırakabilir.
Öğretmenden beklenen kusursuzluk değildir. Söylediğiyle yaptığını birbirine yaklaştırma çabası; yanıldığında hatasını kabul edip düzeltebilmesidir. Gerektiğinde özür dileyen bir öğretmen de öğrencisine sorumluluk almayı öğretir.
Öğretmenlik, ders ziliyle başlayıp bitmez. Biz sınıftan çıktıktan sonra da öğrencinin zihninde, velinin güveninde ve toplumun hayatında etkimiz sürer.
Öğretmen, savunduğu değerlerin ilk sınavını kendi davranışlarında verir. Sözüyle adaleti anlatırken tutumuyla haksızlığı normalleştiriyorsa, öğrencinin adalete inancını da zedeler. Bu yüzden öğretmenlik, anlattıklarımızın sorumluluğunu yaşamımızda da üstlenmeyi gerektirir. Öğrencinin bizde gördüğü çelişki, ona verdiğimiz bütün doğru öğütlerin önüne geçebilir. Bıraktığımız iz, öğrettiğimiz değeri yalanlamamalıdır.
Recep ZENGİN
Okul Müdürü / Eğitim Yöneticisi