Sınıfta Kalınca Cinayeti Örnek Gösterdi
Tuzla Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde eğitim gören 11. sınıf öğrencisi H.D., edebiyat dersinin sorumluluk sınavlarında başarısız olunca sınıfta kaldı. İddiaya göre başarısızlığın faturasını okul yönetimine kesen H.D., Müdür Yardımcısı Ö.A.’ya WhatsApp üzerinden tehdit mesajları yağdırdı.
Mesajların içeriği ise sıradan bir öğrenci öfkesinin çok ötesindeydi. Müdür yardımcısı Ö.A., şikayet dilekçesinde, öğrencinin kendisine attığı mesajda geçmişte bir öğrencisi tarafından okulda silahlı saldırıyla öldürülen bir öğretmene atıfta bulunduğunu belirtti. Can güvenliğinden ciddi şekilde endişe ettiğini vurgulayan Ö.A., şu ifadeleri kullandı:
"Benim sınav notlarını belirleme veya değiştirme yetkim yok. Ben sadece ders öğretmenlerinin sisteme girdiği notları resmiyete döküyorum. Karşı karşıya kaldığım bu durum nedeniyle hayatımdan endişe ediyorum."
Mahkemeden Ceza Değil "Rehabilitasyon" Tokadı
Başvuruyu jet hızıyla değerlendiren İstanbul Anadolu Aile Mahkemesi, durumu sadece bir disiplin suçu olarak görmedi ve gelecekte yaşanabilecek bir trajedinin önüne geçmek için koruyucu ve önleyici tedbirleri devreye soktu.
Şiddet riskinin "tedirgin edici boyutta" olduğunu kabul eden mahkeme, suça sürüklenen çocuk H.D. hakkında 3 ay boyunca zorunlu uygulanmak üzere adeta bir "kişisel gelişim ve ıslah" paketi açıkladı.
Mahkeme kararıyla genç öğrenci şu programlara tabi tutulacak:
-
Öfke Kontrolü Eğitimi: Ani parlamaların ve şiddet eğiliminin önüne geçilmesi hedeflenecek.
-
Stresle Başa Çıkma Programları: Başarısızlık ve kriz anlarında doğru kararlar alabilmesi sağlanacak.
-
Şiddet Karşıtı Farkındalık Çalışmaları: Şiddetin bir çözüm yolu olmadığı bilinci aşılanacak.
-
Davranış Değişikliği ve Rehabilitasyon: Topluma uyum süreci uzmanlar eşliğinde gözlemlenecek.
-
Meslek Edindirme Kursları: Enerjisini ve geleceğini doğru bir kanala yönlendirebilmesi için destek verilecek.
Okulu Değiştirildi
Mahkeme, sadece psikolojik destekle yetinmedi; olayın yaşandığı mevcut çevreyle bağların koparılmamasının, genci yeniden suça sürükleyebileceğini öngördü. Hem mağdur öğretmenin can güvenliğini garantiye almak hem de öğrenciyi eski ortamından uzaklaştırmak adına kesin okul değişikliği kararı verildi.
"Amaç Cezalandırmak Değil" Denildi
Mahkeme, suça sürüklenen çocuklara yönelik yaklaşımın salt bir "cezalandırma" mantığıyla yürümemesi gerektiğini, asıl amacın çocuğu suça iten çevresel ve psikolojik faktörlerden uzaklaştırarak topluma yeniden kazandırmak olduğunu vurguladı.
Eğitimci Bu Karar Sonrası Saldırıya Uğrarsa
Türkiye’de adalet sistemi, okul güvenliği ve bürokrasi ekseninde en çok tartışılan ve maalesef ucu en açık olan yaralardan birine parmak basıyor. Ortada ciddi bir tehdit varken verilen "rehabilitasyon ve okul değiştirme" kararının ardından bu öğrenci gidip öğretmene saldırırsa, hukuki ve idari açıdan sorumluluk tek bir kişiye yüklenemez; süreç zincirleme bir sorumluluk ağına dönüşür.
Eğer bu çocuk gidip o öğretmene saldırırsa; katil elbette bizzat öğrencinin kendisi olacaktır. Ancak onu toplum içinde bir "saatli bomba" gibi dolaştıran, mahkeme kararını sadece kağıt üzerinde bırakıp arkasını aramayan tüm bürokratik mekanizma (MEB, Aile Bakanlığı ve Emniyet) bu suçun vicdani ve idari ortağı olur. Türkiye'de öğretmen sendikalarının en çok isyan ettiği nokta da tam olarak budur: "Ölmeden önce koruma verilmiyor, öldükten sonra karanfil bırakılıyor."
