Adımlarımız Neden Bu Kadar Eğreti?
Ancak dışarıdan bakıldığında parlayan bu tablonun içine girdiğinizde, endişe verici bir fiziksel tabloyla karşılaşıyoruz. Birçok çocuk, en temel insani eylem olan "yürümeyi" tam anlamıyla gerçekleştiremiyor. Kimisi parmak uçlarında adeta havada asılı kalmaya çalışıyor, kimisi ayaklarını sanki dünyaya ait değilmişçesine yerde sürüyerek ilerliyor.
Peki, nasıl oldu da çocuklarımız yere sağlam basmayı bıraktı?
Dengede Duramayan Bir Gelecek
Yürümek, sadece bir yerden bir yere gitmek değildir; bir denge, koordinasyon ve özgüven meselesidir. Bugün okul yollarında gözlemlediğimiz "ha düştü ha düşecek" hissi veren o eğreti adımlar, aslında çocukların kaba motor becerilerindeki gerilemenin somut bir göstergesi. Küçük bir kaldırım çıkıntısında sendeleyen, en ufak engelde dengesini kaybeden bu çocuklar, aslında vücut farkındalıklarını (propriosepsiyon) kaybetmiş durumdalar.
Ayak uçlarında yürümek ya da adımları sürümek, sadece alışkanlık değil; bazen zayıf kas yapısının, bazen de hareket kısıtlılığının bir dışavurumu olarak karşımıza çıkıyor. Sokakta koşmayan, ağaca tırmanmayan, engebeli arazide oyun oynamayan bir nesil için zemin, her an tetikte olunması gereken yabancı bir platforma dönüşüyor.
Büyümeyen Eller: Bağımlılık Sarmalı
Gözlemlerin en çarpıcı yanlarından biri de yaşları ilerlemesine rağmen ebeveyninin eline adeta "yapışmış" şekilde yürüyen çocuklar. Bu tablo, fiziksel bir destek ihtiyacından ziyade psikolojik bir güven arayışını temsil ediyor. Kendi dengesini bulamayan çocuk, çözümü bir başkasının dengesine tutunmakta buluyor.
Ebeveynlerin "aman düşmesin" diyerek attığı her korumacı adım, aslında çocuğun kendi ayakları üzerinde durma yetisini elinden alıyor. Kendi ağırlığını taşımayı öğrenemeyen, düşmekten ve kalkmaktan korkan bir çocuk, sadece okul yolunda değil, hayat yolunda da hep bir "el" arayacaktır.
Çözüm Yerden Başlar
Bu fiziksel atalet ve koordinasyon bozukluğu kader değil. Çocukların tekrar yere sağlam basabilmeleri için onlara hareket alanı tanımak zorundayız. Tablet başında geçen saatlerin, düz betona hapsolmuş oyunların bedelini çocuklarımız adımlarıyla ödüyor.
Gerçek bir özgüven, en pahalı ayakkabıyla değil, yerin sertliğini hissederek ve düştüğünde nasıl kalkacağını bilerek kazanılır. Belki de artık onları ellerinden tutup çekmek yerine, kendi dengelerini bulmaları için bir adım geride durmanın zamanı gelmiştir. Çünkü yürümeyi beceremeyen bir neslin, koşması beklenen bir geleceğe ulaşması ne yazık ki pek mümkün görünmüyor.
