Genel Başkan Kadem Özbay’ın yaptığı açıklama şöyle:

“Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Eğitim Emekçileri;

Bugün burada, Eğitim-İş olarak bir zorunluluğun altını çizmek için konuşuyoruz.

Gebze Alaattin Kurt Anadolu Lisesi’nde yaşananlar artık bir idari süreç değil; planlı bir hedef alma, sindirme ve Cumhuriyet öğretmenine yönelik bir kumpas mekanizmasıdır.

Mezuniyet Skandalının Faili, Bugün Sürgünün Mimarıdır!

 

Hafızalarımızı tazeleyelim:

Bu okulun müdürü; geçtiğimiz yıl kız öğrencileri “elbiseleri uygun değil” diyerek mezuniyet törenine almayan, kapıları çocukların ve ailelerin yüzüne kapatan o ayrımcı ve dayatmacı zihniyetin temsilcisidir.

O gün çocukların kıyafetine bakıp “uygunsuz” diyenler; bugün Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün resmini, öğretmenin kendi sınıfında yürüttüğü eğitim faaliyetlerini, hazırladığı panoları ve mesleki tasarruflarını muğlak gerekçelerle “pedagojik olmayan içerik” sayarak suç üretmeye çalışmaktadır.

 

Soruyoruz: Türkiye’nin konuştuğu o skandaldan sonra bu şahıs nasıl hâlâ o koltukta oturabilmektedir?

Öğretmenlere mobbing uyguladığı, ders programlarını keyfi biçimde değiştirdiği ve notlara müdahale ettiği yönünde şikayetler bulunan bir müdür, kimler tarafından korunmaktadır?

Üyemiz Tarih Öğretmeni Tamer Çağlar’ın sınıfında hazırladığı Atatürk Köşesi; resmi raporlarda açıkça bu şekilde ifade edilmese de, hepimizin bildiği üzere hedef alınmış ve suç unsuru haline getirilmek istenmiştir.

Cumhuriyetin okulunda, Atatürk’ün görsellerini kaldırmaya nasıl cüret ediyorsunuz?

Atatürk’ün fotoğrafının altında oturduğunuz, Cumhuriyete ve Atatürk’e borçlu olduğunuz makamdan kalkıp o fotoğrafları hedef alıyorsunuz!

Bu bir idari işlem değildir. Bu bir zihniyet meselesidir.

 

Soruyoruz:

• Okul mu burası, yoksa belli yapıların faaliyet alanı mı?

• Bu okul müdürü kendisini okulun sahibi olarak mı görmektedir?

• Bu yapılar istedikleri zaman okula girip faaliyet yürütebilir mi?

• Dersin sabote edilmesi, öğrencinin dersten alınması normal midir?

Hayır, normal değildir!

Öğretmen buna itiraz ettiğinde ise cezalandırılan taraf olmaktadır.

 

Tamer Öğretmen'e uyarı, kınama ve aylıktan kesme dahil 6 ayrı idari ceza birden verildi

Üyemize; uyarı, kınama ve aylıktan kesme dahil 6 ayrı idari ceza, adeta paket halinde, jet hızıyla ve her başlıktan soruşturma üretilerek bir cezalandırma operasyonu haline getirilmiştir. Bu durum, soruşturmanın amacını ve taraflılığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bu soruşturmalarda yer alan muğlak ifadelerle ilgili somut hiçbir açıklama yapılmamakta, öğretmene isnat edilen iddialara dair açık belgeler ortaya konulmamakta ve en temel hak olan savunma hakkı fiilen engellenmektedir.

Yetmemiştir.

Üyemiz 85 kilometre uzağa sürgün edilmiştir.

Bu bir “tedbir” değildir!

Bu, öğretmeni okulundan ve öğrencilerinden koparmaktır.

Bu, her gün saatlerce yol gitmeye mahkûm ederek bir öğretmeni yıldırma operasyonudur.

Varsayalım ki “kurum huzurunu bozuyor” gibi muğlak iddialarınızın doğru olduğu kabul edildi.

Bunun karşılığı 85 kilometre uzağa göndermek midir?

 

Gerçek şudur: Bir öğretmen, idare ve yandaş sendika eliyle kumpasa getirilmeye çalışılmıştır.

Eğitim-İş olarak açıkça söylüyoruz:

Kız çocuklarının kıyafetiyle uğraşan, onları kapıda bırakan, sınıfın duvarındaki Atatürk resmini kaldırtmaya cüret eden, öğretmenleri ders programlarıyla baskı altına alan, notlarına müdahale eden, öğretmenlerine kumpas kurabilen ve hakkında çok sayıda şikayet bulunan bu yönetim anlayışının; laik Cumhuriyetin okullarında yeri yoktur!

Milli Eğitim Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz: Bu hukuksuz sürgün kararı derhal iptal edilmelidir! Bu liyakatsiz anlayış o makamdan alınmalıdır!