
Makam ve mevkilerde bulunanların görevini kötüye kullanmasına müsaade edilmemeli. Mobbing; yalnızca bireyleri değil, kurumların ruhunu da yaralayan görünmez bir şiddet biçimidir.
Daha da acı olanı, bu şiddetin çoğu zaman önlenmek yerine görmezden gelinmesi, bazen de çeşitli güç odakları tarafından dolaylı olarak desteklenmesidir.
Sendikal hesaplar, siyasal ilişkiler, yerel güç dengeleri ve kişisel çıkarlar; birçok kurumda mobbingin sürmesine zemin hazırlayan unsurlar arasında yer almaktadır.
Ağrı'da görev yapan okul öncesi öğretmeni Irmak Ayşe Koparan'ın evinde ölü bulunmasının ardından ortaya çıkan dilekçeler, şikâyetler ve iddialar; eğitim kurumlarında yıllardır kanayan bir yara olan mobbing gerçeğini yeniden gözler önüne serdi. Yaşadığı baskıları, ulaşım sorunlarını, ekonomik sıkıntıları ve güvenlik kaygılarını dile getiren bir eğitimcinin ardından geriye cevabı bekleyen ağır sorular kaldı.
Peki neden?
Bir sorunun toplumun gündemine gelebilmesi için mutlaka bir insanın hayatının kararması mı gerekiyor?
Neden yıllardır dile getirilen şikâyetler yeterince ciddiye alınmıyor?
Neden mağdurlar değil, çoğu zaman güç sahipleri korunuyor?
Okullar; korkunun, baskının ve yalnızlığın değil; huzurun, güvenin ve adaletin adresi olmalıdır.
Eğitim çalışanlarının motivasyonunu yükseltecek, iş barışını sağlayacak ve kurum kültürünü güçlendirecek en önemli unsur adil ve güvenli çalışma ortamıdır.
Mobbing; bir insanın yalnızca çalışma hayatını değil, sosyal ilişkilerini, psikolojik sağlığını ve yaşama sevincini de tüketebilir.
İnsan onurunu hedef alan bu süreç, bazen görünmeyen yaralar açar; bazen de telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açar.
Çünkü en büyük yıkım, bir insanın içindeki umut ışığını söndürmektir.
Mobbinge sessiz kalmak, çoğu zaman mobbingin sürmesine katkı sunmaktır.
Sessizlik, haksızlığın en güçlü koruyucusudur.
Elbette mobbingin ispatı kolay değildir.
Ancak adaletten yana duran yöneticiler, vicdan sahibi çalışma arkadaşları ve etkin denetim mekanizmaları sayesinde görünmeyen baskılar görünür hale getirilebilir.
Mobbingin temelinde çoğu zaman;
- Güç gösterisi,
- Liyakatsizlik,
- Adam kayırmacılık,
- Kişisel çıkarlar,
- Üstünlük kurma isteği,
- Yetkiyi kötüye kullanma anlayışı bulunur.
Bu anlayışın devamında ise yıldırma, yalnızlaştırma, itibarsızlaştırma, dışlama ve sindirme yöntemleri devreye girer.
Sonunda ise bazıları bunu başarı zanneder.
Oysa gerçek başarı, insanları ezerek değil; onları güçlendirerek elde edilir.
Okullarımızdaki görünmeyen şiddet, mobbingle, mücadele yöntemleri hayata geçirilmelidir.
Okullarda bağımsız ve güvenilir mobbing başvuru mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Mobbing iddiaları tarafsız kurullar tarafından titizlikle incelenmelidir, adalet zamanında tecelli etmelidir.
Şikâyette bulunan çalışanlar korunmalı, baskıya maruz bırakılmamalıdır.
Yönetici görevlendirmelerinde liyakat temel ölçüt olmalıdır.
Mobbing uyguladığı tespit edilen kişiler hakkında caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.
Eğitim kurumlarında psikolojik güvenlik kültürü oluşturulmalı, çalışanlara düzenli farkındalık eğitimleri verilmelidir.
Sendika veya siyasi yapıların, yerel güçlerin müdahalesine müsaade edilmemelidir.
Unutulmamalıdır ki;
Bir okulun başarısı yalnızca sınav sonuçlarıyla değil, çalışanlarının huzuru ve mutluluğuyla da ölçülür.
Ve unutulmamalıdır ki;
Mobbing sadece bir çalışma hayatı sorunu değil, bir insanlık sorunudur.
Bugün sessiz kalınan her mobbing vakası, yarının daha büyük acılarının habercisi olabilir.
Bu nedenle artık soru şu değildir:
"Mobbing var mı?"
Asıl soru şudur:
"Mobbinge karşı gerçekten ne yapıyoruz?"
Kadriye Demirel
Eğitimci-Yazar
