Van, Erciş'te görev yaptığım yıllarda hafta sonlarımı fotoğraf çekerek değerlendirirdim. Hatta iki aylık maaşımı verdiğim bir fotoğraf makinem vardı. Yakın olduğu için sıklıkla Doğubeyazıt'ta bulunan İshak Paşa Sarayı'nı gezmeye giderdik. Ama ben yol üzerindeki her köyde, her mezrada saçlarına tarak değmemiş, sümükleri ile utangaç gülüşleri birbirine karışan çocukların fotoğrafını çekmek için arabayı durdururdum. İşte bu köylerden biri yol üzerindeki Ortadirek'ti...

Yıllar önce Ortadirek'te ne olmuştu?

24 Aralık 2003 tarihinde, Ağrı'nın Doğubeyazıt İlçesi’ne bağlı 159 öğrencili Ortadirek Köyü Birleştirilmiş Sınıflı İlköğretim Okulu'nda her sabah öğrencilerine sıcak ortam hazırlamak için sobayı yakan öğretmenlere, o gün ilköğretim 4. sınıf öğrencisi Okan Kömürcü (10) yardım etmek istedi. Tineri sobaya döken Kömürcü'nün alevler arasında kaldığını gören öğretmen Burçin Uysal, kendisini öğrencisinin üzerine attı. Alevlerin Burçin öğretmeni de sarması üzerine, diğer öğretmen Aysun Karalar, üzerindeki kabanı çıkarıp eline alarak yanan arkadaşını ve öğrencisini kurtarmak için alevlerin arasına daldı. Öğretmen Elif Tezcan da diğer sınıfta bulunan pencerenin camını kırarak öğrencileri okuldan tahliye etti

Aysun Karalar, Burçin Uysal ve öğrenci Okan Kömürcü yanarak yaşamını kaybetti. Yüzde 95 yanık vücudu ile yaşama dört elle sarılan Aysun Öğretmen, şubat ayında evlilik hazırlıkları yapıyordu.

Erken evlenip eş durumundan Ankara'ya tayin tekliflerini hep reddetti. Başucundan bir an olsun ayrılmayan Babası Abdullah Karalar: “Köye gittiklerinde okul eğitim verilemez haldeydi. Ellerine kazma kürek alıp, tamir ettiler, boyadılar. Okulun ve çocukların birçok ihtiyaçlarını ceplerinden karşıladılar. Öğrencilerin eğitimi yarım kalmasın diye evliliğini erteledi.”

 

Sonrası daha da acı...

Olay olduktan sonra Doğubeyazıt ilçe merkezinden ambulans isteniyor. Ambulans yarım saat çalışmıyor neden mi? Hastanenin ambulans garajına odun bırakılmış, odunlar ıslanmasın diye...

Nihayet ambulans olay yerine geliyor, yaralıları alıyor nereye götürüyor dersiniz. Bu tür yanıklara bakmayan 100. Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne. Yetkililer biz bu tür 1. dereceden yanıklara bakmıyoruz diyor.

Sonra Van'dan alınıp Diyarbakır Askeri Hastanesi'ne kaldırılıyorlar. Sonra Ankara'ya... Zamandan kazanmak için helikopterle doğrudan Ankara'ya götürülselerdi. Belki yaşama şansları olacaktı.

Gencecik, tecrübesiz yeni mezunları köylere göndermek ne kadar doğru? Her Okulda hizmetli olması gerekmez mi?

 

Medya dilini yutmuştu

Bugün gibi, o günlerde de yılbaşı eğlencesi hazırlığı içinde bulunan televizyonlar; her zaman olduğu gibi şarkıcı, futbolcu ve dansözlerle meşguldü daha çok...

Medya dilini yutmuştu. Bekir Coşkun ve Abbas Güçlü hariç, yanan öğrencisini kurtarmak için kendilerini ateşe atıp yanan Aysun ve Burçin öğretmenden hiç bahsetmedi. Çünkü onlar için önemli olan; şarkıcılar, futbolcular ile onların eğlenme, buluşma ve boşanma hayatını anlatan magazin haberleriydi.

Çocuklarımızın iyi bir insan olarak yetişmesini sağlayan, ülkenin aydınlık geleceğini hazırlayan ve gerektiğinde bu uğurda tereddütsüz can veren öğretmenlerin yaşadığı acı olaylar medyamız için sıradandı.

On altı yıl sonra değişen ne?

 

Alpay CAVLAK
Eğitimci Yazar

 


Aysun ve Burçin öğretmen için hazırladığım videoyu, yeniden sizlerle paylaşmak istedim:

Küllerim üşümez ki!

Ağrı dağı
gömer başını
bulutlara,
bakamaz
kimsenin
yüzüne.
başı yıldızlara
değer ama
korkar
karanlıktan…

Ortadirek,
orda bir köy,
gitmesek de,
görmesek de,
bizim olan
köylerden…
zemherisi gri,
oğullarının,
kızlarının
gülüşü
dolunay yanığı…

çırpınır,
ah çırpınır!
bir çift serçe,
yangın yeri
yüreğimde,
üşür!
sesimin yankısı,
üşür!
rüzgârın şarkısı...

küllerim
üşümez ki!

orada
iki öğretmen,
biri 23 diğeri
24 yaşında
biri aysun
diğeri burçin…

kanatlarında
sevdalı bulutlar,
kanatlarında
aydınlık…

çıkıp gelmişler,
gülüşler
güneş açsın,
çiçekler
sararmasın diye...
arkalarında
buğulu gözler…

çırpınır,
ah! çırpınır,
bir çift
güvercin,
yangın yeri
yüreğimde
üşür!
türkülü yollar,
üşür!
ağıtlar...

küllerim
üşümez ki!

mevsim kış,
aylardan aralık,
hava çelikten
soğuk,
kurşundan ağır,
tezek yanmaz,
soba tutuşmaz.
camları
buz tutmuş
okulun,
canları donar...

24 aralık 2003,
güneşin doğmadığı
sabah,
sobayı hazırlama
sırası,
Okan’da...
birazcık tiner
yardımıyla,
yakılıyor
her gün soba…

önce,
Okan’ın üşüyen
elleri tutuşuyor.
sonra
sarıyor
alev topu
Okan’ı…

önce
Burçin öğretmen,
ardından
Aysun öğretmen,
kapanıyorlar
alev topuna,
Okan yanmasın
diye,
sonrası mahşer,
sonrası cehennem,
sonrası üç can,
üç acılı anne...

anaların ağıtları
yırtıyor
çaresizliği,
kimseler işitmiyor,
kimseler duymuyor...

Ortadirek,
orda bir köy,
gitmesek de,
görmesek de,
bizim olan
köylerden…
tebeşirleri gri,
çocuklarının
elleri
tiner kokar…

çırpınır,
ah! çırpınır,
bir çift
anka kuşu,
yangın yeri
yüreğimde,
üşür ellerim
yazamam,
üşür ağıtlar...

küllerim
üşümez ki!

Anadolu’nun
ücra bir
köşesinde
bir çift
güvercin
görürseniz
öğrencilerine
kanat geren
bilin ki
güneşli günler
yakındır...

Şiir: Alpay Cavlak