Birinci Sınıfta Ödev İşkencesine "Dur" Denilmeli!
Okul hayatına henüz adım atmış, oyunla dünya arasındaki köprüyü yeni kurmaya çalışan altı yaşındaki bir çocuğun omuzlarına; sayfalarca süren "e" harfi yazma zorunluluğunu yüklemek, eğitim değil, bir "çocukluk suikastıdır". Bugün gelinen noktada birinci sınıf, bir öğrenme heyecanı değil; aileler için bir sabır sınavı, çocuklar içinse akşamları kâbusa dönen bir "ödev işkencesi" halini almıştır.
Öğrenme Merakı mı, Kas Yorgunluğu mu?
Birinci sınıfın asıl amacı, çocuğa okuma yazma becerisi kazandırırken okul sevgisini aşılamaktır. Ancak biz ne yapıyoruz? Küçük kas gelişimi henüz tamamlanmamış bir çocuğun önüne fasiküllerce ödev yığıyoruz. Çocuk, kalemi tutmaktan parmakları sızlarken; öğrenmenin tadına varmak yerine, bitmek bilmeyen satırlardan nefret etmeye başlıyor. Oysa o yaştaki bir çocuğun ihtiyacı olan şey, sayfalar dolusu mekanik tekrar değil; merakını tetikleyecek bir masal, hayal kurduracak bir oyun veya doğayı keşfedeceği bir zamandır.
Evdeki "Ödev Nöbetleri" Aile Huzurunu Bozuyor
Ödevler sadece çocuğu değil, tüm aileyi esir almış durumda. Akşam yemeğinden sonra başlayan ve bazen ağlama krizleriyle son bulan "ödev saatleri", anne-çocuk ilişkisini "gardiyan-mahkûm" ilişkisine dönüştürüyor. Ebeveynler, çocuklarıyla kaliteli vakit geçirmek yerine ellerinde silgiyle hata avcılığı yapıyor. Bu stresli ortamda yetişen bir çocuğun akademik başarısı yüksek olsa bile, ruhsal dünyasında açılan yaraları telafi etmek yıllar alıyor.
Eğitimde "Çok Ödev" Yanılgısı
Dünya genelindeki başarılı eğitim modelleri incelendiğinde (örneğin Finlandiya), ilk yıllarda eve ödev verilmediği veya sembolik düzeyde tutulduğu görülmektedir. Bizde ise ödev, okulun "ne kadar çok çalıştığının" bir ispatı gibi sunuluyor. Oysa pedagoji bize şunu söyler: Zorla yaptırılan her iş, ileride bir bıkkınlık doğurur. Birinci sınıfta çocuğu ödevle boğmak, onun ilerideki eğitim hayatına atılmış bir dinamittir.
Sonuç: Oyun Her Şeydir!
Birinci sınıf öğrencisi için oyun, en etkili öğrenme aracıdır. Okuldan eve dönen bir çocuğun önceliği, eksik kalan oyununu tamamlamaktır; fotokopi kağıtlarını doldurmak değil. Eğer biz bugün bu "ödev işkencesine" dur demezsek; okuma yazmayı bilen ama okumaktan nefret eden, sınav başarısı yüksek ama yaratıcılığı öldürülmüş bir nesle mahkûm kalacağız.
Gelin, çocukların parmaklarındaki nasırı değil, gözlerindeki ışığı önemseyelim. Birinci sınıfta ödev; bir görev değil, en fazla bir merak yolculuğu olmalıdır.
Alpay Cavlak
Eğitimci Yazar