| | ||||||||||
| Anasayfa | Güncel | Atama | Özlük | SBS | YGS-LYS | KPSS | Okul | MEB | Öğretmen | Sendika | Arama | Galeri | Video | Anket | Facebook | Twitter | ||||||||||
Kaliteli eğitim, mutlulukla doğru orantılıdır
"Siz 6-7 yaşında çocukları okula alıyorsunuz, 40 dakika derste tutuyorsunuz, 10 dakikalık tenefüs süresi veriyorsunuz, çocuklar dışarıya çıkıyorlar, oyun alanı yok. Bu çocuklar zihinlerini nasıl boşaltıp, tekrar gelip derse motive olacaklar? Mümkün değil. Onun için de ben başarısızlığın en önemli temel sebebinin bu sorun olduğunu düşünüyorum.” “Öğretmen açığının bir an önce kapatılması gerekmekte olduğundan bu konuya bir çözüm bulunmalı ve sadece okul öncesi eğitimde değil, eğitimin diğer basamaklarındaki öğretmen açığına da kalıcı ve etkili bir çözüm bulunmalıdır. Çözümü de bulacak olan tabii ki Milli Eğitim Bakanlığımızdır.” Eğitim emekçileri sendikaları ile yaptığımız görüşmelerin ikinci bölümünde Türk Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Merih Eyyup Demir’in eğitim sorunlarına ilişkin değerlendirmelerini dinledik.Başkan Demir, eğitimde sayısal verilerden çok yani nicelikten çok nitelik, kalite aranması gerektiğini vurguladığı konuşmasında; eğitim camiasında en üst kademeden en alt kademeye kadar her üyenin istenilen düzeyde bir hizmet verebilmesi için mutlu olması gerektiğini söyledi. Gerek ekonomik gerekse fiziki şartları nedeniyle gönüllülük esasıyla yapılan öğretmenlik mesleğinin bile bir sorun yumağına dönüştüğünü anlatan Demir, “Dolar bazında yüzde 10, Avro bazında yüzde 17, altın karşısında yüzde 32 değer kaybeden maaşlarımızla biz kimin ne derdine derman olabiliriz?” dedi. Eğitim denilince ilk safhadan başlarsak, anaokulları ve okul öncesi eğitimde İzmir’in durumu nedir? Eğitimin ilk aşaması olan bu seviyedeki sorunlar var mı, varsa nelerdir? Bakanlığımızın bence güzel bir uygulaması var. Okul öncesi eğitime önem veriyor. İzmir’de okul öncesi eğitimde yüzde 61 oranında bir okullaşma oranımız söz konusu oldu. Bu çok güzel bir şey, ancak okullarımızın okul öncesi eğitimle ilgili malzeme eksiklikleri var. Bu da bizim İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzden kaynaklanan bir şey değil. İl Milli Eğitim Müdürlüğümüzdeki bu konuda görevli arkadaşımızın bu konudaki hassasiyetini ben çok iyi biliyorum. Bu konuda bakanlığımızın İzmir’e bu yakaladığı sayıya istinaden okul öncesi eğitimin malzemesi ve ödenekleri açısından özel bir önem göstermesini rica ediyoruz. İlk basamak okul öncesi eğitimden sonra da İlköğretim geliyor ki bu seviyede daha fazla problemler mevcut gördüğümüz duyduğumuz kadarıyla. Biraz da bu seviyedeki durumdan bahsedebilir miyiz? İlköğretim aşamasında da yıllardır bizim dillendirdiğimiz bir konu da derslik sayısıdır. İlköğretim okullarımızda derslik başına düşen öğrenci sayımız çok fazla oluyor. Yavaş yavaş yıllar içinde bu sayının azaldığını görüyoruz ama derslik sayısını arttırıp, dersliklere düşen öğrenci sayısını azaltacağız derken yapılan işe de bakmamız gerekiyor. Gidip gezerseniz, bazı okullarımızda okul bahçesinde 3 adet bina var. Böyle olunca çocukların oyun oynayacak alanı kalmıyor. Bu eğitim değil. Siz 6-7 yaşında çocukları okula alıyorsunuz, 40 dakika derste tutuyorsunuz, 10 dakikalık tenefüs süresi veriyorsunuz, çocuklar dışarıya çıkıyorlar, oyun alanı yok. Bu çocuklar zihinlerini nasıl boşaltıp, tekrar gelip derse motive olacaklar? Mümkün değil. Onun için de ben başarısızlığın en önemli temel sebebinin bu sorun olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla daha sonra LYS’de ÖSS’de sıfır çekenler diye haberler gördüğümüzde şaşırmamamız gerekiyor. Çünkü çocukluğunu yaşamamış bireylerden nasıl başarı bekleyebilirsiniz? Bu anlayışla, bu şekilde başarının gelmesi mümkün değil. Bu durumda anladığımız kadarıyla dersliklerin az olup, öğrenci sayısının fazla olması ya da dersliklerin çok olup bu kez okul bahçesinin dar bir alanda kalması da istenilen bir durum değil. Peki nasıl sizce bu durum nasıl çözülebilir? Derslik konusu önemlidir. Zaten 222 sayılı ilköğretim kanununa göre bir derslikte bir öğretmen başına düşen öğrenci sayısı 40’dan fazla olamaz. Bir defa biz yönetmeliğe aykırı iş yapıyoruz. Özellikle varoşlardaki bazı okullarımızda özellikle de küçük sınıflarda, bir ve ikinci sınıflarda 40’ın üzerinde öğrenci var. Bu öğrencilerin kalem tutma becerisi kazanması için hepsiyle tek tek ilgilenilmesi gerektiğinde öğretmen hangisine ne kadar süre ayırabilir? Zaten çocukları ders düzenine getirene dek 5-10 dakika geçtiği anda, geriye çocuklara ayıracak yeterli vakit bile kalmıyor. Özetlersek, ilköğretimdeki derslik sayısına düşen öğrenci sayısı azaltılmalı, ortalama olan 25 gibi bir sayıya denk getirilmeli. Ancak bu yapılırken de zaten küçük olan okul bahçelerine bina dikilmesi yerine belediye- milli eğitim ortak çalışması ile başka geniş alanlarda çözüm bulunmalı.
Okul bahçesinin içinde bir tek bina ve çok geniş bir oyun alanı olması gerekir. Bu sorun da yerel yönetimlerin sorunudur. Yerel yönetimler, Milli Eğitim’e okul yapımı için yer konusunda yardımcı olmalıdır, özel bir çalışma içine girmesi gerekmektedir. Bir ülkenin geleceği temelde eğitime bağlı ise, belediye başkanı ve milli eğitim müdürünün oturup birlikte okul yapımına uygun yer planlaması, oraya yapılacak yol ve park gibi unsurların planlamasını yapması gerekir. Sizce bu sorunların kaynağında eğitimde sürekli değişen sistem mi yatıyor, yoksa siyasilerin bu konuya yeterince eğilmemesi midir, size göre bu sorunun temeli nedir? İzmir’deki okulların halen var olan, sizin bildiğiniz eksikleri var mı, varsa neler? Örneğin laboratuar araç ve gereçlerinin, fen ve teknik araç gereçlerinin sıkıntısının had safhada olduğunu biliyoruz. Bazı okullarımızdan bu konuda bilgiler aldık. Aynı zamanda koca bir yaz tatili geçti ama okullarımızın boya badana, tadilat, onarım işleri layıkıyla yapılmadı. Ortalama bir okul binasının tadilatının, boya badanasının maliyetinin 10 bin TL olduğunu düşünürsek, bunu okulun kendi imkânlarıyla karşılaması mümkün değildir. Özellikle ilköğretim okullarına da bakanlık tarafından herhangi bir ad altında, herhangi bir ödenek ayrılmadığı için okullarımız bunları tamamen kendi bünyelerinde çözmek zorunda kalıyorlar. Bazı okullarımız bunu yerel yönetimlerle işbirliği içine giderek çözme yoluna gidiyor. Yerel yönetimlere baktığımızda onların da bütçesinin belli olduğunu görüyoruz, yetişebilecekleri okul sayısı da ortadadır. Örneğin üç okula hizmet verebiliyorsa, geriye kalanlar boşta kalıyorlar. Öte yandan okulların bunu kendi imkânlarıyla karşılamaya kalktıklarını düşünsek, sayın bakanımız kayıt parası almayın dedi, peki bu işleri nasıl yapacağız bizlere bu konuda bir yol göstersin. Özellikle de bu işlerin öğrencilerin olmadığı yaz aylarında yapılması gerektiği için yıl içinde bakanlık, il, ilçe milli eğitim müdürlükleri, yerel yönetimler, gerekirse bizim gibi sivil toplum kuruluşlarını da işin içine alarak büyük çapta toplantılar yapmalı ve bu konuya uzlaşmacı bir çözüm bulmalıdır. Böylece Haziran ayına kadar bu konuya bir çözüm bulup, velilerimizin de üstüne yük getirmeden, çözüme ulaşılmalıdır. Kayıt parası alınması veliler açısından da problem teşkil ediyor. Birçok veli çocuğunu okula yazdırmaya gittiğinde istenen paralardan şikayetçi oluyor. Bu durum nasıl çözülür? Aslında kayıt parası diye bir kavram da yok. Bu konu da trajikomik bir durum çünkü öyle bizzat gidip kayıt yaptırmak gibi bir durum artık söz konusu değil. Siz oturduğunuz mahallede kayıtlıysanız ve nüfus bilgileriniz de TÜİK’te varsa, zaten kayıt dönemlerinde mahallesinde kendisine en yakın okula çocuk otomatik olarak kayıt oluyor. Aslında vatandaşın gitmesine gerek yok. Ama bu sistem vatandaşa anlatılamadı. Vatandaş da kayıt için okula gidiyor. Bu durumda da hazır gelmişken velilerden katkı istenebiliyor. Ama burada tavşana tut, tazıya kaç demek gibi bir durum var. Zira, bizler de öğrencilerimizi bitmiş bir yılın yorgunluğunu üzerinde taşıyan, tuvaletleri bozuk, boya badanası yerinde olmayan bir eğitim kurumunda karşılamak istemiyoruz. Tam tersine öğrencilerimiz geldiğinde “Biz okulumuzu nasıl bırakmıştık, bu yıl nasıl olmuş” diyecekleri bir cazibe merkezi olması isteğini taşıyoruz. Örnekse akşama çay içmeye gelecek bir misafiri olduğunda bir aile nasıl hiç değilse bir tozunu almak isterse, bir çay demleyecekse yanına pasta, kurabiye yapmak isterse, bizler de öğrencilerimizin karşısına tüm fiziki alt yapımızla derli toplu, güzel bir şekilde çıkmak istiyoruz. İlköğretimin ardından da liselerimize gelirsek, buradaki problemler nelerdir? Örneğin liselerde yıllardır tartışılan konu öğrencilerin üniversite sınavına gireceği bu dönemde mutlaka dersanelere gitmesidir. Acaba liselerimizdeki eğitim mi yetersiz? Bu durumun kaynağını nerede görüyorsunuz? Liselerimiz sınav sonuçlarından da anlaşıldığı gibi yeterince başarılı değil. Peki bu başarısızlığın nedeni araştırıldı mı? Araştırıldıysa bu konuda hangi çalışmalar yapıldı? Bunları biz bilmiyoruz. Eğer böyle bir çalışma yapılacaksa içinde olmak isteriz. Sayın Bakanımız Hüseyin Çelik döneminde dersaneler kalkacak diye bir söylem vardı, fakat şu anda gün geçtikçe dersanelerin arttığını görüyoruz. Özel okulların başarılarının arttığını görüyoruz. Özel okulların basında daha fazla yer almaya başladığını görüyoruz. Acaba okulları da özelleştirmeye mi gidiyoruz? diye bir soru insanın aklına geliyor. Dersaneler mi özel okul vazifesi görecek? Bunların oturulup konuşulması, yapılan uygulamalar, gidişatın irdelenmesi gerekiyor. Kaldı ki böyle bir uygulama anayasaya aykırılık teşkil eder. Neticede eğitim hakkıdır. Siz bir kısım bölgede belli bir çıtanın üstünde eğitim verirken, fizik, manevi her anlamdaki şartlarını belli bir kısımda ise aşağılara düşürüyorsanız eğitimde bir fırsat eşitsizliği yaratırsınız ki bunu yapma hakkı hiç kimsede olmamalıdır. Liseden sonraki eğitim basamağında ise üniversiteler geliyor. Son zamanlarda üniversite sayılarının artması da tartışma konusu oldu. Birçok eğitimci sayılarının artarken, niceliğin arka plana itilmesini ve üniversitelerin bilim yuvası olmaktan çıkıp tabela üniversitesi haline geldiğini söylediler. Siz bu durumu nasıl görüyorsunuz? İzmir’de birçok özel üniversite açıldı. Bunların kimisi özel üniversiteler ve şirketlere bağlı olan üniversiteler. Şirketler kendi üniversitesini kuruyor, daha sonra ileride o şirkette çalışabilecek kapasitede elamanını kendisi yetiştiriyor. Bu belki ilk bakışta güzel bir şey ama o şirket o üniversiteden mezun olanların tümüne istihdam sağlayabilecek midir? Bizler üniversiteler ile iş çevrelerinin iş birliğine karşı değiliz, tam aksine iş çevreleri üniversitelerle ilişkide olmalıdır. Tabii ki üniversitelerimiz herhangi bir bilim-teknik alanında, ARGE alanında yapacakları bir araştırmayı, yeniliği topluma nasıl yayacaklar? İş dünyasını kullanarak yayacaklar. Ancak devlet denetlemesinin de burada belli noktalarda olması gerekiyor. Eğer özel sektör kendi elemanını yetiştirmek için üniversite açabiliyorsa bunu devlet niye yapmasın? Özel okullar sınavlarda üst derecelerdeyken, devlet okullarında neden alt seviyelerdeyiz? Bunları sorgulamalıyız. Sorguladığımızda temel noktada öğretmenlerin kriz karşısında eriyen maaşları, ekonomik olarak eğitimcilerimizin belli bir seviyeye inmesi ve tabanda velilerle eğitimciler arasındaki sıkıntılar geliyor. Bu kayıt paralarıyla başlayan ve öğretmenlerin sıkıntıları nedeniyle velilerle karşı karşıya getirilmesinden dolayı yaşanan sıkıntılar geliyor. Öte yandan da eğitimimizin kanayan yarası öğretmenlerimizin durumu hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Sizce hala binlerce öğretmen açığı varken, atanamayan öğretmenlerimizin durumu ne olacak? Bu soruya İzmir’den bir örnek verecek olursak; ilimizde okul öncesi eğitimde yakaladığımız bu yüzde 61 okullaşma oranını İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğümüz nereden karşılayacak? Önce bu soruyu sormak lazımdır. Bu durumda sözleşmeli öğretmenlerle bu açığı kapatmaya çalışacak. Sözleşmeli öğretmenlerimizin de haklı olarak yılsonuna doğru KPSS’ye yöneldiklerini göreceğiz. Bu durumda doğal olarak, enerjisini sarf etmesi gereken göreviyle ilgili çalışmalara değil, gelecek kaygısı taşıdığı için sınava odaklanacaklardır. Dolayısıyla öğretmen açığının bir an önce kapatılması gerekmekte olduğundan bu konuya bir çözüm bulunmalı ve sadece okul öncesi eğitimde değil, eğitimin diğer basamaklarındaki öğretmen açığına da kalıcı ve etkili bir çözüm bulunmalıdır. Çözümü de bulacak olan tabii ki Milli Eğitim Bakanlığımızdır. Maliye bakanlığı ile ortak çalışma içine girip, maliye bakanlığının kadroları vermesi ve acilen bu kadroların atanma bekleyen binlerce öğretmen tarafından doldurulması gerekmektedir. Öte yandan yönetici kadrolarına atamalarıyla mahkemelik olan yönetici arkadaşlarımızın da artık mahkeme kapılarında üzülmemesini, bu konuya bir an önce sendikaların da sürece dâhil edildiği bakanlık ve eğitim camiasının tüm birimleriyle yasalar çerçevesinde uygun bir çözüm bulunmasını istiyoruz. egedebugungazetesi.com. Buket YAMANER
|
YAZARIN DİĞER YAZILARI
|
|||||||||
|
GUNCELEGITIM.COM - GUNCELEGITIM.NET [© 2006- 2012 Alponline Tasarım] Altyapı:Mydesign İletişim: guncelegitim@gmail.com |
||||||||||