| | ||||
| Anasayfa | Güncel | Atama | Özlük | SBS | YGS-LYS | KPSS | Okul | MEB | Öğretmen | Sendika | Arama | Galeri | Video | Anket | Facebook | Twitter | ||||
İyi eğitim iyi öğretmenle mümkündür
OECD, 75 ülke bazında yaptığı PISA araştırmasının sonuçlarını açıkladı; araştırma 15 yaş grubu gençlerde öğretilen matematik kavram ve bilgilerinin ne kadar anlamlı olduğunu ölçüyor. Eğitimde sorunlarla yüzleşelim İktisatçıların pek de zararlı ve anlamsız olmayan bir meslekî saplantısı iktisadi büyümedir; büyümeyi çok sayıda hatta kahir ekseriyette iktisatçı iktisadi süreçlerin özü ve yegane amacı olarak görür. Son senelerde bu yaklaşıma çevre kaygıları nedeniyle haksız sayılamayacak itirazlar da gelmekte, sürdürülebilir büyüme gibi kavramlar öne sürülmektedir ancak iktisadi büyüme, yüksek oranlı büyüme hâlâ iktisadi süreçlerin temel nihai hedefi olmayı sürdürmektedir. 1980'lere kadar, sanayi merkezli ekonomilerin yüksek oranlı büyümesinin temel belirleyicileri ulusal tasarruf oranları ve sermaye/hasıla katsayısı ile ifade edilen teknoloji düzeyi idi; bu kavramlar yine önemlerini ve belirleyiciliklerini bir ölçüde muhafaza ediyorlar ama artık büyüme süreçlerinin başka temel belirleyicileri de mevcut. Anayasal yapılanmalar, yani hukuk devletinin, demokrasinin kalitesi iktisadi büyüme süreçleri üzerinde belirleyici olan çok önemli bir faktör; geçtiğimiz on yıllarda çok ön plana çıkarılmayan hatta bazı yanlış tefsirlerle etkisinin negatif dahi görüldüğü nitelikli hukuk devleti ve demokrasi çağımızda büyümenin temel belirleyicilerinden biri olarak tanımlanıyor. Hukuk devleti ve demokrasi daha nitelikli olduğu ölçüde ülkeniz/coğrafyanız daha fazla kaynak çekebiliyor, mülkiyet hakları daha iyi korunduğu için girişimciler daha fazla uzun vadeli yatırımlar yapabiliyorlar, vs. Ancak, belki bütün bunlardan da önemlisi son senelerde daha da ön plana çıkan eğitim meselesi; bir ülkenin insan gücü ne kadar eğitimli, ne kadar donanımlı ise bu eğitim ve donanım, ekonomik büyüme oranlarına çok büyük ölçüde pozitif olarak yansıyor. Son otuz sene içinde andojen büyüme kavramı çerçevesi içinde de iktisat teorisyenleri eğitim-büyüme ilişkisini çok detaylı bir biçimde modelleştirdiler. Bir ülkenin insan gücünün eğitim düzeyinin saptanması çok kolay değil ama yine de etkin işleyen mekanizmalar var; 15 yaş ve yukarı nüfusun eğitim yaşı bunlardan bir tanesi ama tek başına bu kriter de bir şey ifade etmeyebiliyor zira alınan eğitimin niteliği de son derece önemli. Ortalama eğitim yaşı yüksek ve alınan eğitimin nitelikli olduğu ülkelerin son senelerde, özellikle de bilginin temel üretim girdisi olmasından sonra daha hızlı büyüdükleri yadsınamaz bir gerçek. Geçtiğimiz salı günü OECD, 75 ülke bazında yaptığı bir araştırmanın, PISA araştırmasının sonuçlarını açıkladı; bu araştırma söz konusu ülkelerde 15 yaş grubu gençlerde öğretilen matematik kavram ve bilgilerinin ne kadar içselleştirilebildiğini, ne kadar kullanılabildiğini, özet olarak ne kadar anlamlı olduğunu ölçüyor. Araştırmada 75 ülke içinde en başarılı Çin'in Şanghay bölgesi çıkıyor; OECD üyesi ülkeler içinde de en başarılı ülkeler Güney Kore ve Finlandiya. Türkiye 34 OECD üyesi ülke içinde 32. sırada ve arkasından Meksika ve Şili geliyor. Ülkemizin 34 OECD üyesi ülke içindeki sıralaması gerçekten hiç parlak değil. Başka uluslararası eğitim düzeyi konusunda gerçekleştirilen mukayeseli araştırmalarda da sonuçlar çok farklı çıkmıyor. Yaklaşık bir ay önce açıklanan Birleşmiş Milletler İnsani Kalkınmışlık Raporu da benzer sonuçlar üretmiş idi. "İYİ EĞİTİM İYİ ÖĞRETMENLE MÜMKÜNDÜR" Bu mukayeseli araştırmalarda ülkemiz Türkiye'nin hiç de parlak olmayan ortalama eğitim düzeyi sıralaması ayrı bir sıkıntı konusu; ancak bu mukayeseli sıralamalarla söz konusu ülkelerin uzun dönem ortalama kişi başına reel gelir artışları arasındaki çok belirgin pozitif korelasyon daha da ayrı bir mesele. Uzun vadede ülkelerin ortalama eğitim düzey ve niteliği kadar büyüyeceklerini, yurttaşlarına özgürlük ve zenginlik üretebileceklerini asla unutmayalım. Bu çerçevede ülkemiz Türkiye'de eğitim sektörünün tüm sorunlarının, her aşama için yeniden ve çok farklı bir bakış açısı ile ele alınması şart. Son senelerde belirli alanlarda niceliksel anlamda önemli sayılması gereken atılımlar gerçekleştirildiğine kuşku yok ama tüm bu niceliksel/kantitatif iyileştirmeler o kadar kötü bir niteliksel çerçeve içinde yapılıyor, gerçekleşiyor ki, söz konusu nicelik sıçramasının etkinliğe dönüşmesini beklemek anlamsız olabiliyor. Her aşamada, temel öğretim öncesinden üniversitelerimize kadar her şeyden önce çok ama çok belirgin bir müfredat anlayış problemi ve paralelinde de niteliksel olarak çok sorunlu bir öğretmen/öğretim üyesi stoku mevcut. Bir hafta önce açıklanan McKinsey eğitim raporunda slogan olarak kullanılan "İyi eğitim iyi öğretmenle mümkündür" görüşü son derece isabetli bir anlayışa tekabül ediyor; bu anlamlı sloganın koroleri de herhalde bizim için eğitim aşamalarının tümünde son derece geçerli. Son günlerde tartışılan lise türleri konusuna başka bir yazıda değineceğim ama 14-17, 18 yaş kuşağını ilgilendiren lise türü konusunun ülkemizde olduğu kadar çeşitlenmesinin küresel gelişmelerle kopukluğunu nasıl görmüyoruz, doğrusu hayretler içinde kalıyorum. Üstelik gerçekleştirildiği iddia edilen lise tür farklılaştırmasının yine öğretmen altyapısı son derece yetersiz; bu öğretmen stokumuz ile bu tür farklılaştırmaların da olamayacağını görememek başka bir hayret konusu. Senelerce süren genel lise-Anadolu lisesi anlamsız, hatta komik ayırımının sonlandırılacağına ilişkin haberler olumlu ama tüm genel liselerin Anadolu lisesine dönüştürülmesi yine hiç anlamlı değil. Örneğin eski, köklü Kabataş Lisesi'ne genel lise deseniz ne olur, Anadolu lisesi deseniz ne olur? Anadolu liselerinin yabancı dil ve hatta temel derslerin yabancı dilde verilmesi eksenli mantığının yine mevcut öğretmen stokuyla başarılı olması imkânsız idi ve nitekim olamadı.
21. yüzyılı ıskalamak istemiyorsak eğitim süreçlerine ilişkin ülkemiz çok radikal dönüşümleri üstelik en hızlı bir biçimde yaşama geçirmek zorunda; üretilen mevcut ortalama eğitim kalitesi, içinde bulunduğumuz çağın gereklerine uyum sağlamıyor. Ortalama eğitim/öğretim düzeyi kötü ama bunun yanında elitist sayılabilecek eğitim kurumlarımız da ya hiç yok ya da büyük darbe yemiş durumdalar zira özellikle 28 Şubat günlerinden bu yana eğitimde her ülke için gerekli küçük bir elitist kurumsallaşmanın da önü kesilmiş durumda. Eğitime doğru ve nitelikli yatırım yapmayan ülkeler 21. yüzyılda daha fakir ülkeler olacaklar; bu konuyu her yerde daha uzun süre yazacağız, tartışacağız. Uzun ve nitelikli eğitim/öğretim süreçleri bir ülkede hukuk devleti ve demokrasinin gelişmesi için de herhalde önemli ve bu ilişki de başka bir yerden, yine eğitim-öğretim süreçleri üzerinden büyümeyi belirleyecek. Zaman Gazetesi / Eser Karakaş Bu haber 2775 defa okunmuştur.
|
EN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLAR
|
|||
|
GUNCELEGITIM.COM - GUNCELEGITIM.NET [© 2006- 2012 Alponline Tasarım] Altyapı:Mydesign İletişim: guncelegitim@gmail.com |
||||