İsmet Yılmaz’ın o yaklaşımı 14 yılın özeti


İsmet Yılmaz’ın o yaklaşımı 14 yılın özeti

MEB Bakanı İsmet Yılmaz PISA araştırmasına ilişkin verileri değerlendirirken adeta 14 yılın muhasebesini yapmıştır. Çünkü 14 yıldır yaklaşım aynı olduğundan sonuç da aynı olmuştur. İşte Maksut Balmuk'un yazısı

İsmet Yılmaz’ın o yaklaşımı 14 yılın özeti
İsmet Yılmaz’ın o yaklaşımı 14 yılın özeti

Emin olunsun ki MEB 2002'den bu yana tek bir icraat yapmayıp sadece fiziki alt yapıda ve öğretmen sayısında artışı gerçekleştirse sonuç çok daha iyi olurdu.

Çünkü 2002 öncesi eğitimde ruh vardı. Öğretmende meslek aşkı ve maddi olmasa da mesleki doyum, mesleki saygınlık vardı. Bürokraside daha çok devletin ağırlığı, yöneticide daha çok kariyer liyakat vardı…

Bakan beyin satırbaşlarından gidelim:

Sayın bakan diyor ki;
"534 puan hangi ülkenin puanına denk geliyor? Onu söyleyeyim size; Estonya'nın, Japonya'nın. Yani dünyanın ikincisi Japonya 538. Üçüncüsü Estonya 534. Dolayısıyla sadece Fen Lisesi'ndeki öğrencilerimiz girmiş olsaydı, bugün aldığımız derece dünyanın ilk üçü arasındaydı."

Süper bir tespit ve alkışlıyorum.

Sayın bakan bu okullar yani bugün proje okulu yaptığınız, atamaları da elinize aldığınız bu okullarla ilgili yeni projenizi öğrenmiş olduk. Bu okulları da bitirmeye and içilmiş adeta. Bu başarı yakalanırken öğretmenin hiç mi rolü yoktu? Bu okulların kurum kültürünü hiçe mi sayacağız.

Bugün attığınız adım; okullar açıldıktan sonra Kasım ayında bu okulların öğretmenlerini görevden aldınız, yerlerine tamamen torpillerle dolu insanları atadınız. Pardon görevlendirdiniz. Müdürünüz deneyecek ondan sonra atayacaksınız. Müdür deyince aklıma geldi, öncelikle de bu müdürleri kafanıza göre seçtiniz. En köklü okullarımıza hiçbir liyakat kriteri aramaksızın atama yaptınız. Örneğin İstanbul’un en köklü iki okuluna ister cemaat, ister cemiyet deyin bu referanslarla atadığınız kişilerin sadece azınlık okullarında 6 ay yöneticilik kıdemleri var. Yani bunlar bırakın proje okulunu normal bir okulda değil müdür, başyardımcı dahi olamayacakken siz müdür yaptınız.

Yaptınız da ne oldu? Okullara cemaatler, vakıflar doldu, öğrenciler de müdür konuşurken sırtını döndü.

Ankara’da tarihi 1800’lere dayanan okula atadığınız müdür 31 Ekim 2016 tarihinde torpilli öğretmenlerin göreve başladığı gün “31 Ekim 2016 tarihi bu okul için milattır.” Diyebildi. O okulun tarihini dahi yazabildi müdürleriniz… Milattan kasıt okulun bitirilmesi ise bir şey diyemeyiz ama yok söylenen başarı ise bu okul zaten başarının zirvesinde daha nereye götürecek müdürünüz?…

Yine bakan;
"Bizde hep Finlandiya örnek verilir. Finlandiya eğitim sistemini örnek alalım denir. Ama Finlandiya her girdiği uygulamada kendi puanını aşağıya düşürmüştür. Finlandiya'nın geçen PISA'daki puanı kaçtı? 545. Şimdiki puanı kaç? 511. Kayıp ne kadar? 34. Bizim kaybımız 28. Finlandiya'nınki 34. Bazıları sanki Türkiye kötüye gitse sevinecekmiş gibi. Oysa Finlandiya'ya gidip bakmak lazım. Finlandiya basınını da takip etmek lazım. Acaba geçen yılla, bu yıl arasında Matematik'te 34 puanı kaybettiğinde acaba Türkiye'de gösterilen tepki gösteriliyor mu?"
Diyor…

İstatistik tüm gelişmiş ülkelerde durum tespiti yapmak ve geleceği planlamak için kullanılan en önemli araçtır. Oysa ki Türkiye’de en kolay yalan söyleme sanatı haline gelmiştir. İstatistiğe nereden baktığınız çok önemli…  Şimdi 2012 de 65 ülke arasında 42. Sırada idik. Emin olun ki bu yıl 40 ülke katılsa ve 40.sırada olsak başarı kabul edeceğiz. Finlandiya üst sıralarda yer alan ve halen öyle olan bir ülke biz ise altlardayız, kıyaslama yapmak dahi anlamsız. Oldu olacak tüm okullara çaktığımız Anadolu tabelasını kaldırıp şimdi de hepsine Fen/Sosyal Bilimler lisesi tabelası çakalım!

Sayın bakan eğitime ayrılan payın arttırıldığını bu nedenle iyi yolda olduğumuzu söylüyor. Hayır iyi yolda değiliz. Eğitim para ile ölçülemeyeceği gibi para ile de başarı yakalanamaz sayın bakan…

PEKİ NELER YAPTIK 14 YILDA

Çok iyi hatırlıyoruz ki 2003 ve 2006 PISA değerlendirmeleri sonrasında dönemin bakanı Hüseyin Çelik bu sonuçları üste çıkaracak adımlar için müfredatı bu yönde uyarlamaya çalıştı. Tüm müfredat yenilendi. O dönemde eğitimde hemen sonuç alınamaz dedi evet haklıydı ama o dönemin öğrencileri mezun oldu halen sonuç aynı.

Tepeden tırnağa tüm kadrolar değiştirildi. Şube müdürüne kadar olan kadrolarda kriter tam torpil, şube müdürü, okul müdürü, müdür yardımcısı ve son olarak öğretmen atamada kriter sözlü sınav yani torpilin kılıflı hali...

Ne demişler atalarımız “balık baştan kokar” üstte kariyer, liyakat yoksa alt ne yapsın. Bugün okullarda bırakın kurum kültürünü, kurum huzuru yok. Güven yok, saygı yok, saygınlık yok…

Bunlar yok edildi. Kadro tasviyeleri bir tarafa öğretmene zoraki rotasyon (4+4+4) ile her şeyin alt üst edildiği yetmezmiş gibi bir de ALO 147 öğretmeni gambazla hattı kurularak adeta öğretmenin mesleki onuru çiğnendi.

Bir gecede meclise teklif olarak sunulan ve dönemin bakanı Ömer DİNÇER’in bile bihaber olduğu 4+4+4 ile tüm sistem alt üst edildi ve eğitimde dua ile başarı aranmaya başlandı.

Tüm okullara Anadolu tabelası çakmakla başarıyı yakalayamayanlar Allah’a sığınıp iman gücü ile başarıyı yakalamak için neredeyse tüm okulları İmam Hatipleştirmeyi seçtiler. Adı imam hatip olmasa da içi, içeriği, kafası imam hatip yapıldı tüm okulların…

Yani son çare Allah’a sığınıldı! Madem böyle yapıldı bari yanlış yorumla her şeye razı kadercilik değil de doğru yorumla tevekkül seçilseydi diyeceğiz(!) ama beklenen toplum kaderine razı toplum olduğundan bu yol seçildi.

Buradan da başarı çıkmayınca son cümle;
“Öğretmenlerin hizmet içi eğitimine önem vereceklerini, öğretmen strateji belgesini yayınlayacaklarını, öğretmen akademisini hayata geçireceklerini, performans değerlendirme sistemini getireceklerini söyleyen Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz,”

Faturayı öğretmene kesti…

Performans değerlendirme yapacaklarmış kim yapacak geçen yıl olduğu gibi liyakatsiz, biatçı okul müdürleriniz mi? Yoksa müdür için yaptığınız veli, öğrenci, öğretmen, yönetici paydaşları mı? Müdürlere yaptınız da ne oldu? Müdür; öğrenciden, veliden öğretmenden tam puan alsa da elediniz sistemden. Ve vazgeçtiniz beceremediğiniz için. Hiç denemeyin bu yöntemi.

Öğretmeni rahat bırakın, mesleğini icra etmek için köstek değil destek olun, amirin kulu değil öğrencinin hizmetkarı olsun öğretmen… Onun hayat kaynağı öğrencisinin gülen yüzü, öğrencisinin başarısıdır…

İTAATKARI DEĞİL ZANAATKARI ÖNCELEYİN.

Mesleği itibarsızlaştıracak uygulamalardan vazgeçin.
Kurum kültürlerini öldürmeyin, kurumsallaştırın.
Yandaş kültürünü değil liyakati hakim kılın.
Adil olun, etik olun hukuk kurallarını uygulayın.
Tepeden tırnağa işi cahiline, acemisine değil ehline verin,
İtaatkarı değil zanaatkarı önceleyin.
Vaz geçin proje okulu diyerek başarılı dediğiniz okulları bitirmekten, kendi proje okullarınızı yaratmaktan…

Çıkışı; hurafelerde, cemaatlerde, vakıflarda, imamlarda, ya da imam ruhlularda değil akılda, bilimde fende arayın.
15 Temmuzu fırsat bilin ama yanlış yapmak için, zulmetmek için değil yanlışlardan ders çıkarmak için, yeni paraleller doğmasın diye fırsat bilin…
Unutmayın ki her okulu imam hatip yapsanız da herkes imam olmaz, herkes imam olsa da bu ülkenin kurtuluşu olmaz...
Eğitimde atacağınız adımlarda; akşamdan sabaha değil çok yönlü geniş katılım ve her görüşe imkan vererek ince eleyip sık dokuyarak karar verin…

Sayın Bakan eğitimin kurtuluşu demek sadece PİSA da başarı demek de değildir. Eğitimin kurtuluşu demek ülkenin kurtuluşudur…
Eğitime önem vermek parayla, derslik yapmakla, öğretmen atamakla, tablet dağıtmakla, akıllı tahta takmakla olmuyor, eğitime önem vermek; bilime, hukuka, evrensel değerlere saygı duymak, çağdışı gerici kafalardan, yapılardan ve yaklaşımlardan uzak durmakla olur sayın bakan…

Maksut Balmuk
Odatv.com

maksut balmuk
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Anlanamayan Öğretmenler Günü
Anlanamayan Öğretmenler Günü
2017 Öğretmenler Günü Kampanyaları ve İndirimleri
2017 Öğretmenler Günü Kampanyaları ve İndirimleri